fadıl öztürk

“insan yüzü ki, en eski alfabedir”

ana sayfa
  • bu site
  • galeri
  • hakkımda
  • iletişim
  • kitapları
  • 29 Temmuz 2009

    önemli olan

    biz neden onların dışındayız
    onlar neden bizim içimizde değiller diye
    bir soru bile sormadık bugüne kadar kendimize

    kesilmiş düşleriyle insanları götürdüler 
    sokaklarımızdan, otobüs duraklarından
    gösterilerde yakapaça, karga-tulumba
    çok zaman böyle geçti kan-revan
    pencerelerimizden yarı belimize kadar
    sarkarak dışarıya bağıramadık bile
    tül perdelerin gerisinde kaldık korkudan

    sadece kumaş çekmedi,
    zamanla büyüdük, kaşla göz arasında
    pantolonlarımızın paçasını uzattık
    eteklerimizin boyu kısaldı da, sığdık yine de hayata
    ama bir türlü geri getirmediler onları alıp götürenler
    perdeleri hiç açılmamış evler gibi gibi ıssız
    çatlak bir sıva gibi yol aldık boş duvarlarda 

    oysa, hiç gitmediğimiz yerleri merak eder gibi
    insanın omzu mu, yoksa dağlar mı yüksek diye
    durmadan ince belli soru sormalıydık kendimize
    biraz onlar bize kalmalıydı
    biraz bizi alıp götürmeliydiler onlarla
    yarı belimize kadar batmalıydık, belanın ta içine
    ne doktor, ne de güzel bir  hemşire
    güneş girmeliydi evlerimizden içeriye

    demirin ısıyı tutup yaydığı kadar
    ne yazı ki,insanlar sevgiyi tutup yaymıyorlar
    soğumuş bir demirin ağırlığı değişmezken
    soğumuş bir bedenin demirden de ağır geldiğini,
    ve soğumuş bir demir parçasına dokunmakla
    soğumuş bir bedene dokunmanın aynı şey olmadığını
    elleri üşüyenler değil, ülkeleri üşüyanler bilirler

    işte bu yüzden
    bir adımızın olması değil
    giydiğimizde bize yakışan
    bir hayatımızın olmasıdır önemli olan
     

    1065 okuma

    25 Temmuz 2009

    bugün başka bir şeyim (*)

    I.

    baba olmak istemiyor canım bugün
    öğretmen, tahsildar, mazlum, ya da
    ellerimde kan çığlık atmasın diyorum
    hepinizden başka bir ağrı duyuyorum

    içimdeki hüzünle seviç ilk kez beraber sokağa çıktılar bugün. ilk kez sapanı olmayan çocuktan daha savunmasız, çölde boğulan arap gibiyim. su gibi, şiir gibi yerinde durmayan bir şeyim. yağmurlardan kalan kadınlar keser yolumu. yarasına eğilmiş halk gibiyim. geceye saklanmış bir öfkeyim, kentlerin kıyısına tutunmuş semtler gibi. uzaklar beni alıp getirir, camınıza vuran hüzün olurum bugün. yasemin kokusu isyan olur da, çıkar giderim. yağmurları avucunda taşıyan adam oluyorum hiç yere. özür dileyip kapatıyorum telefonu, kendimi yırtarak suya attığım bir şey oluyorum, su bulsam. sesim, açıklarda demirlenmiş bir panama bandırallı şilebe düşüyor ahırkap sahilinde. aşık olmuşum neye yararım ki?.. kendimden başka kimse adam yerine koymaz beni bu durumda. hal ve gidişlerin hep pekiyi olduğu çocuğunuzun karnesi gbiyim, zayıflarım çok… hayata öğrenci olabilirim, ama baba olamam bugün.

    bir şey oluyorum cebinize hiç sığmayan
    yüzünüzün tam ortasında beni geçerken,
    sesinizin ıslandığı yerde ben düşen bir şey oluyorum

    II.
    bugün
    küfürü bıraktım, cebim boş
    kimseye dumanlı da değilim
    tetiğim içime ağlıyordu dün
    içim saçlarımı yolan ah oluyor
    yaramaz çocuk oluyorum
    her oyunda atılan oluyorum
    o anlamıyor, o anlıyor, o anlamıyor
    papatya falı oluyorum bugün…
    o anlamıyor… aşkınıza zanlı olup, gideceğim
    yarın olmayacağım buralarda

    gecenin bir saatinde mahallenizden geçmeyeceğim artık. beni bir bankta uyumuş denizci görün yağmurlar durursa. başka yerden geldim, unuttuğunuz duyguların bir kasabasında mum yakardım geceleri. el yazısı şiirler okurdum kadınlara ve mum sönerdi, biz yanardık, gece biterdi. ardımda ölü ve yaralılar bırakarak vurdum kıyınıza. ölümlü bir yerden geliyorum, yağmurlu aşklardan geçerek kapınızı çalıyorum. ben sizden az çok farklı,  ama size benzersem ölecek bir şeyim… alacaklarımı unutabilir, parasız da kalabilirim. kızım bursa’da, mehmet hollanda’da, sevgilim sevgilim olduğunu dahi bilmiyor. yani yalnız olabilirim. hatta olcay gibi çorba bile içemeyecek derecede hasta olabilirim. yine de hepinizden başkayım biriyim…

    örneğin mübaşir gibi çağırmıyorum herbirinizi…
    bir kuşu sevindiren açık pencere gibiyim üşürken
    ama ipi kopan tespih gibi her an dağılabilirim de
    öyle bir şeyim, akşamüstü değilim ama
    o gelse, gelse bugün o
    sabaha yakın bir şey olurum hemen orada
    ben bilinmez bir yolum onun için daha
    kalbinin dışında kimse getirmez onu bana

    ………………………………………………………………….
    (*)mozaik dergisi, haziran 1998 yayınlanmıştı.
    Unutmuştum. Olcay Çelik arkadaşımın sayesinde bu sayfada yerini aldı.
    Teşekkürler olsun Olcay’a..
     

    549 okuma

    04 Temmuz 2009

    baş eğmeyeceksin

    hani uzağa bakarız ya
    ufukta gök yere değer
    bu yüzden ne gök secdeye durmuş olur
    ne de yeryüzünün çanağında çiçek kurur…
    uzağı, daha uzağı görmek için
    iki gözden fazlası gelip kapımıza oturur…
    gün söndüğünde
    el-ayak  çekildiğinde  sokaklarda
    sen de kendinden çekileceksin
    bir bıçağın  yaradan çekilmesi gibi
    asla baş eğmeyeceksin…

     

    740 okuma