düğün ve cenaze
artık kimse doğduğu yerde yaşlanmıyor
yurdundan çıkanlar kendinden de çıkıyorlar
iki balkon arasında ipe serilmiş çamaşırlar gibi
rüzgarda sallanan iki don, bir fanila gibi sallanıyorlar
o köylerden
sandıklarda saklanmış kumaş gibi
yüzü buruşmuş o yaşlılardan
o şehir ve kasabalardan uzaklaşırken
sanki kendisini aramaya çıkar her insan.
göçse bile yurdundan
doğduğu yerde kalıp, serseri gibi dolaşan
ruhudur insanın, bir türlü yaşlanmayan
ya çocuklarımız dünyevine girdiğinde
ya da bir yaşlımız dünyasını değiştirdiğinde
bir araya geliyoruz, düğün ve cenaze törenlerinde
koptuk, boş bir ilik gibi kaldık dünyanın göğsünde
nereye gidersek gidelim
dünyaya başladığımız o yere çağırır bizi ölüm
yaşlandıkça çocukluğuna yakışmalı her insan
belki kuş olsaydık aynı şeyleri yaşardık yine
insanların bizden haberi olmazdı, ağaçlar kadar
dağ olsaydık
yıllar içinde ısınıp ısınıp
soğuyarak parçalanan kaya
kayalardan ufalanarak taş olup
yuvarlansaydık bir yamaçtan aşağıya
taştan kuma, kumdan denizde tuz olmaya gitseydik
belki daha mutlu olurduk
kimseye mezar taşı olmamak kaydıyla
2878 okuma