meydan saatim
kızımla beraber büyüyorum
o kırk dokuzunda gri
ben yirmi üçünde deliyim
o çok uluslu, ben hiç ulus
ülkemle beraber büyüyorum
o ellisine merdiven dayamış canlı
ben seksen küsur yaşında toprağı kanlı
yeni doğmuş
bebeklerle büyüyorum
yeni filizlenmiş dallarla
kendine yol arayan sularla akıyorum
aynalara sığmayan kızlarla taşıyorum
sokakta bıyık çiğneyerek soluyup duran
damarlarında kan uğuldayan gençlerle
öldürüp, kefensiz gömüyorum hayallerimi…
sökülüp atılmış bir çiviyle paslanıyorum
ömrünü tamamlamış yaprak gibi düşerek
dal gibi fazlalıklarımdan arınarak yaşıyorum…
yaşadıkça da
her gün bir iplik,
bır ışık hüzmesi gibi inceliyorum
duygularımı taşımıyor artık kalbim
en değerli şeyleri tartacak terazi oluyorum…
elbet,
her meydan saatinin durduğu an
mutlak birileri ölmüştür
ama benim meydan saatim daha durmadı
hiç gitmediğim o ülkenin
hiç bilmediğim o şehrinde…
yolları uykusuz bırakarak
aynen bir saat gibi
koşacağım kadar koşarak
yorulacağım kadar yorularak
damarlarında son tik-tak damlayıp, durduğunda
kimse beni hayatına göre kurmasın diye bir daha
meydan saatimi bulmaya gidiyorum…
1648 okuma