it olsun ruhum
ömrüm ki, atsan mezara
satsan zarara gider
ıslandım,yaşlandım
bir ruh eskisi olup, çıktım…
hiç bilmediğim bir şehrin
orta yerinde otobüsten indirilmiş gibi
ruhumla bedenimin arasında kaldım
sağların ortada kaldığı
savaşlar verdiğim de oldu elbet…
ama, ganimet edinmeden
harita değiştirmeden
çağ değiştirecek bir şavaş vermeden
torun sahibi olacak çağa geldim
tükürsünler ağzı açık bıçaklara
bedenim yaşlandıkça
bir o kadar uzaklaşıp ondan
dönüp yüzüne bile bakmıyor ruhum
şimdi ben nasıl ineyim çıktığım dağlardan
sanki birbirlerine sırt çevirmişler
kaldım aralarında, sigarasız kalır gibi
çakmağım varmış, çakıyormuş, neye yarar
elbet bir gün bedenim alıp başını gidecek
gılgames gibi beyhude olacağım da yok, biliyorum
o zaman ruhum, hayatını bir sokak köpeğinde sürdürsün, istiyorum
uyuz bir it olup, kaşınsın, pireler bayrak açıp, bağımsızlık ilan etsinler
uzandığı yerde, onun zavallı bedeninde
ipe asılmış çamaşırlar gibi hayatla dans eden
yağmurda ıslanan güneşte kuruyan
giymedikçe çıplak kalacağım
giyindikçe kıymete binen
kaçakçıların jandarmayla çatışarak
acem elinden getirdikleri kumaşlar gibi pırıl pırıl
gözlerini kapattıkça akşam,
açtıkça sabah olan
sadece dışarda değil
içerde de yatmamı sabırsız kılacak
ve uğrunda duvarlar delip, tüneller açacağım
ki, insanın yüzü en eski alfebedir
hiç konuşmasak bile anlaşacağım
bir güzelin kapısında uzanan it olsun
yoksa, ot bitmez bir çöl olsun ruhum
zaten şehirlerde adressiz
dağlara kilitli kaldık
1802 okuma