fadıl öztürk

“insan yüzü ki, en eski alfabedir”

ana sayfa
  • bu site
  • galeri
  • hakkımda
  • iletişim
  • kitapları
  • 08 Eylül 2007

    Devrimci olarak terk ettiğim kente, demirci olarak döndüm


    Devrimci olarak terk ettiğim kente, demirci olarak döndüm ve bir bankanın tadilatında demir doğrama işi aldım. Başta, bir iki ay içinde aynı bankanın Elazığ; Tunceli ve Karakoçan işlerini yapıp Bodrum’daki işyerime dönecektim. Olmadı.

    Elazığ’daki bankanın tadilat için sökümü başlayınca görüldü ki, altı katlı bina depremden zarar görmüştü ve güçlendirme yapılması gerekiyordu. Neyse, karar verildi ve iş bana düştü. 100 ila 150 ton demir işleyeceğim. Bunlar iş, geçeyim. Zamanında etrafında erketeye yattığımız bankaların kasa daireleri dahil, güçlendirmelerini yapmam, kaderin bir cilvesi olsa gerek. Bilseydim önce demirci, sonra devrimci olurdum. Çocuktuk ve bir işe nereden başlanması gerektiğini kimse bize söylemedi. Büyüklerimiz ya asılmış ya da, öldürülmüştü.

    Buraya gelirken kırık dökük bir ustam vardı. Ustam bozuldukça tamir edip, yeniden çalıştırıyordum. Salt onunla bu işin altından çıkamazdım. İstanbul’dan epeydir görüştüğüm ikinci ustamı da çağırdım. Öğrendim ki eski yoldaşımmış, nasıl sevindim devrimcilikten demirciliğe varan iki kişi olduk diye, bilemezsiniz. Bu kadarı yeterdi, üçüncüsünü istemiyorum. Aradım ve Elazığ’da epey bir kaynakçı buldum. Kaynakçılara yemek ve yatacak yer bulmam lazımdı. Yemeği tabldottan ayarladım, ama yatacak yer bulmak dert oldu. Bu kentte, kimse işçiye iki üç aylığına ev vermiyordu.

    Zamanında, dışarıdan onlara bilinç taşıyan ben, anlamıştı dışarıdan taşınma suyla devrimin olmayacağını. Kiralık daire arıyordum adını proleterya olarak değiştirdiğimiz ve o oranda yabancılaştığımız işçilerime. Görünen o ki, kira rayiçlerini yüksek tutarak ev ayarlayabileceğim onlara. En diptekilerin bu dünyada yer edinmeleri de bayağı pahalıymış, öğrendim. Ama onlar bilmiyorlar ve ben onların bilmeleri için dışarıdan bilinç taşımayacağım. Kırıla döküle öğrensinler ki, bir gecede bütün haklarından vazgeçmesinler.Bu da yüzyıllar alacak, ama alsın, ömrümden aldıkları kadar aldılar zaten.

    Ev ararken, Elazığ’da, şimdi ÖDP’li olan eski bir arkadaşımızın kardeşinin evi üzerinde anlaştık. Ertesi gün, evi daha önce başkasına kiraya verdikleri için, veremeyeceklerinin haberini aldık, anahtar yerine. Buna da proleteryanın kaderi diyeyim.

     Ev bulmaya bulacağım, başka çarem yok. Oteller çok pahalı. Dedim, zamanında kiralık devrim arasaydık nasıl olurdu?! Herhalde öleni yaşayanından fazla olmazdı, yada acıları. “Yap, işlet, devret” biçimiyle kırk dokuz yıllığına inşaa ettiğimiz devrimin kiracısı olurduk. Sonra ilk satın alma hakkı bizde olurdu, kimse kimseyi satmazdı. O devrimin sokak ve caddelerini boyar, tertemiz geri vereceğimizi kontratta kayda geçerdik. Mektuplarımızın bizi bulacağı bir adresimiz olurdu. Bir kira bedeli, bir demirbaşları, bir de mülkiyet sahibi olurdu devrimin. Elektrik, su , kapıcı ve ısıma giderleri bize ait olurdu. Ve ben bir demirci olarak o devrimin deprem güçlendirmesini daha içime sindirerek yapardım. Kimse göçük altında kalmazdı.

    Evet, demirci olarak döndüm,  devrimci olarak terketmek (bir tayinle başka kente yollanmıştım) zorunda kaldığım kente Berber Ali ve Berber Celal, Kitapci Hüseyin ve Foto Rıza Garip ve Kırktutlar’da Ali, Mığı’da Sedat, bir de Baki kalmışlardı. Gerisi mi?.. kimse yoktu, içimde mezarlarla dolaşıyorum. Şimdi kendimi mi tamir edeyim, bankayı mı…

    İşçilerime ev aramaya çıkarken, kendi kendime güldüğümde bunlar aklımdan geçiyordu. Yanımdan yöremden geçenlerin bundan haberi yoktu. Sizin haberiniz olsun istedim.

    Sevgiyle kalın.

     

    3 Yorum »

    1. Fadıl’ın yazılarının ve şiirlerinin beni bu kadar etkilemesinin nedenini defalarca sormuşumdur kendime. Anlattıklarına denk bir yaşam sürmüş olmak mı? Hayır, bu olamaz. Çünkü bu yaşantının çok uzağında olsam da yaşantının içine girebiliyorum. Peki dilindeki yalınlık, içtenlik mi? Belki nedenlerden biri olabilir yalnızca bu. Ama sanıyorum en çok, klasik olacak belki ama: Anlatılan senin öykündür, diyor bana. Sonra tüm bunları birine anlatma ihtiyacı duyuyorum. İşin sırrı bu olabilir mi: Sırlarınızı bir başkasına anlatma ihtiyacını ortaya çıkarma… Nedeni ne olursa olsun, okuyucu ile anlatılan özne arası bir kimlik kazandığımı her seferinde yeniden hissediyorum. Okumayı öğrenmek bir işe yaramış oluyor.

      Yorum yapan sedatsanver — 08 Eylül 2007 @ 21:50

    2. Teşekkürler..ilk defa eleştirme isteği duymadığım bir yazı okuyorum..kalemine sağlık..yaşa yaşa ve hep yaz…

      Yorum yapan vedat — 10 Eylül 2007 @ 23:17

    3. Kader de cilve ne arar Fadıl öztürk. Cilvenin hası hayatta.Nereden mi bildim ? Peşinden koşar olmuşsunuz !

      Elinize sağlık, okuma keyfi dedikleri de bu olsa gerek.

      Yorum yapan d_anibal — 17 Eylül 2007 @ 16:40

    463 okuma