fadıl öztürk

“insan yüzü ki, en eski alfabedir”

ana sayfa
  • bu site
  • galeri
  • hakkımda
  • iletişim
  • kitapları
  • 30 Ağustos 2007

    Vermiş yüzünü dağlara

    Esmer Dergisi’nin ‘Dersim Dosyası  için yazdığım hayat…..

    Vermiş yüzünü dağlara
    Kahramanı yaşayan bir efsanenin içine düştüm.
    Ovacık’ta gece ateşinin etrafında çember olmuştuk. Bir yerel sanatçı Dımıli dilinde bir ağıt yakıyordu. Ben Kurmanc’ dım ve o dili bilmememe rağmen, ağıt kalbimin içinden geçiyordu. Ağıdın Türkçesini sevgili dostum Hüseyin Ayrılmaz’dan orada dinledim. Ağıt, Hüseyin Doğanay’ın Lılo üstüne yaktığı bir ağıttı. Konuyu öğrendikçe kahramanı yaşayan bir efsanenin içine düştüm.

    O ateşin etrafında, Mehmet Çetin içine bakıyordu. Vecdi Erbay masa köşelerinde suskun, Nesimi Aday ”Agır ketye dılé mın” şarkısına asıldı bir zaman. Rojin Payız’ı hayata hazırlıyordu Veysel’ le beraber. Ve Fatma Dersim’ i ilk görüşte sevdi. Hüseyin, zaten aklı ve vicdanıyla o topraklardan hiç Ayrılmaz’dı.

    Gelelim kalbinin içinden geçene
    İpi bir deliye versen boynuna geçirir, terziye versen kumaşa dikiş atar, gömleğe ilik açar, düğme diker; bir duvar ustasına versen ipi, duvara çeker, çekül indirir; bir cuntacı generale versen ipi ilmik yapar, genç çocukların boynuna geçirip meydanlarda sallandırır. Ülkemin şakakları kırlaşır… Peki, bir hayat, bir insana verilince, o hayatla neler yapar o insan? Buradan başlamalıyım Lılo’yu bir ağıt yapan hayata.

    Dersimli Yidare Ağa’ya bir hayat verilince: Yidare Ağa, Dersim’in Şıxhesenan kolundan Qocu (Koç) aşiret lideridir. Osmanlı paşalarından Neşet Paşa’nın, 1907′de Dersim’e karşı başlattığı sefere karşı aşiretiyle birlikte direnişe geçer. Günlerin karla kefenli olduğu zamandır mevsim. Kendisiyle birlikte dağlara çıkan aşiretinin, soğuk ve açlıktan ölmelerini önlemek için teslim olur. Diyarbakır’a yollanıp, mahpushanesine atılır. Mahpushaneden kaçarak Dersime geri gelir. Yidare Ağa, Lılo’nun dedesidir.

    Yidare Ağa, oğlu Cemşi Ağa’ya bir hayat verince: Cemşi Ağa,1938 hareketinde Çemişkezek bölgesinde direniş cephesine katılır. Karda bile izini kaybettirmeyi başaran Cemşi Ağa, dağda donma tehlikesi geçirir. Yakalandığında ayak parmakları çürümüştür, bacağı diz kapağı üzerinde kesilir. Cemşi Ağa, Lılo’nun babasıdır.

    Cemşi Ağa da oğlu Lılo’ya bir hayat verir. ‘38 den sonra Dersim’in kendi iç yasaları değil, devletin yasaları geçerli olduktan sonra Dersim’ linin deyimiyle ‘kanun devri’ başlamıştır. Devlet bükemediği eli öpeceğine , ‘ gelin bizimle insan avlayın ‘ diye dayatır. Lılo da, Çemişgezek’in Quzum Deresi’ de bu dayatmada koruculuğu kabul etmezler. Başlar muharebe, ve devlet köyleri boşaltılır. Ama Komerliler korucu olup, sırtını devlete vererek zülüm ekip, zulüm biçerler. Ama, Dersim’ de direniş bakidir.

    Cemşi Ağa’nın oğlu Lılo, köyünü özler ve bir gün bağına bahçesine bakmaya giderken Komerli koruculara yakalanır. Lılo’nun ne boyunu, ne de posunu bilirim, üstüne yakılan ağıdın dışında. Bilirim ki toprağı, ağacı seven insanla, devleti seven insan aynı değildir. Biri hayat verir, diğeri hayat alır. Komerli korucular yakalamışlar Lılo’yu. Derler ki, bedeni paramparça edilmiş. Lime lime doğranmış ve ölüm gelip bir anda ruhunu almamış Lılo’nun. Böyle bir ölüm karşısında Yidare Ağa ve Cemşi Ağa’nın kemikleri sızlamış mezarlarında Doğduğu köye gömmüşler onu. Lılo gömülürken akrabaları onun mezarı başında ‘ kanın yerde kalmayacak ‘ diye yemin etmişler. Adı belki de Hatice olan, on beş, on altı yaşlarında bir kız çocuğu da varmış o mezarın başında. O da yanmış Lılo amcasının böyle öldürülmesine.

    Gel zaman git zaman sonra Hatice yüzünü dağlara çevirerek gidip gözden kaybolmuş. Üç dört ay Dersim dağlarında, dağları kendilerine ev yapanlarla yaşamış. İhtiyacı olan eğitimi gördükten sonra ‘birkaç günlük işim var gidip döneceğim’ demiş. Kabul etmemiş arkadaşları ama o bir yolunu bulup dağlardan geri dönmüş. Geceleri durmadan yol yürümüş, yağmur ve kar yemiş, perişan bir halde bir köy evine sığınmış ve köylüler onu bir zaman devletten saklayarak bakıp, beslemişler.

    Amcasının öldürülmesine yanan kız, bu zaman zarfında araştırma yapıp, amcasının katilinin kim olduğunu öğrenmiş. Anlamış ki Komerli korucu başıdır katili . Ve o günden sonra başlamış takibe, yolunu gözleyip, izini sürmüş Komerli korucu başının. Bir keresinde Pertek feribotunda yakalamış onu, ama ‘ insanlarımıza benden dolayı zarar gelmesin ‘ diyerek orada vurmaktan vazgeçmiş. Elazığ’ın Şıra Meydanı’nda yakalamış korucu başını ve yüksek sesle adını bağırmış. Sese dönen korucu başı , orada serilmiş yere. Kursun yerle gök arasında yankılanmış… Esnaflar onu yakalamak istemişler, ama o bütün kurşunlarını harcamamıştır. ‘ Kimse karışmasın! Bu bir kan davasıdır ‘ diye bağırmış, ama sesi değil, kalan kurşunları onu korumuş. Şehirler tuzaktır, vermiş yüzünü dağlara. Orada yakalanır on beş, on altı yaşlarında, amcasının mezar başında edilmiş yemini yerine getiren kız. ‘ O günden sonra, Dersim yöresinde korcuların zulmü geriledi. Cezasını yatıp, çıktı. Elini kolunu sallayarak Çemişkezek’te ‘ gezdi de’ dediler.

    Adı belki de Hatice olan o kız, Yidare Ağa gibi mahpushaneden kaçmadı, Cemşi Ağa gibi ayakları da karda donmadı. Belki Lılo amcası öldürülmeseydi yaşayıp yaşlanacaktı bir Dersimli kadın gibi. Öyle bir hayatı aldılar onun elinden. O şimdi nerededir, kalbini kime verdi bilmiyorum. Belki de evlenip bir çocuğa hayat vermiştir. Hatice ne yaparsa yapsın, o dağların fısıltısı bir efsanedir artık.

    ……………….

    Şüwara Lıli
    La lao Derê Quzımi bıveso
    Ax mı va Lılê mı qal u dewrani
    Xıdır Ağa vano:
    “Lılo ax be serê mıro bo
    La lao tı çıto kuta tuzağa mewrano
    Way lemınê wayi, way lemınê wayi”

    Xate vana:
    Lılo to caro merex meke
    Ezo meydanê Xarpeti de roce san keri
    Xate vana Lılo mı Heqi de sondi werdo
    Ez ona cencina xo raa todi, way lemınê wayi.”

    Ax de vabo vabo, çerxê dina gêwre vabo
    Heqo to naê qebulnêkêrê
    Komerız bêro xısmê Cêmşi Ağay bo
    Way lemınê wayi
    La lao Derê Quzımi bıveso
    Lılê mı kemerê herdi

    Êtı vana:
    “Der u ciran yaxê mı raverdê
    Serra des u dı asmu ez berjinê Lıli de bıberbi
    Way lemınê wayi”

    Bes Xatune vana:
    “Erê bıberbê ma bıberbime
    Ererê qırrbanê ke ma kerdê
    Heqi de nêverdê, caê de nêvêrdê

    La lao Derê Quzımi bıveso
    Lılê mı sona kare
    İsmail Ağa vano ax be serê mıro bo
    Lılo aşire to kerdi bi hurendia Yidari
    Way lemınê wayi

    İsmail Ağa vano:
    “Lılo çımê mı torê veciyê
    Aşire to kerdi bi hurendia Yidari
    Way lemınê wayi
    Na dina gewre de kes coru nêno hurendia bırayi
    Ax de vabo vabo, çerxê dina gewre ke vabo
    Heqo to naê qebulnêkêrê
    Komerız bêro xısmê Cêmşi Ağay bo

    …………

    Lıl’a Ağıt
    Yanası Quzum Deresi
    Ah Lılo, kanun devri
    Xıdır Ağa diyor:
    “Lılo toprak başıma
    Yau sen nasıl düşersin mevran tuzağına
    Vay lemın vay, vay lemın vay”

    Xate diyor:
    Lılo sen merak etme
    Günü akşam edecem Elazığ meydanında

    Xate diyor:
    “Gençliğimi vereceğim uğruna
    Lılo Ben yemin ettim.”
    And olsun, fani dünyanın çarkı ah olsun
    Tanrım, olacak şey midir
    Komerli gelip Cêmşi Ağa’ya muhatap olsun
    Vay lemın vay
    Yanası Quzum Deresi
    Lılo’m taşlı toprağım

    Êtı diyor:
    “Yakamı salın komşular
    Yılın on iki ayı ben Lılo’nun başucunda ağlayayım
    vay lemın vay”

    Bes Xatun diyor:
    “Ağla da biz ağlayalım
    Adadığımız kurbanlar
    Ne tanrı katında ne bir yerde kabul olmamış, neyleyeyim
    Yanası Quzum Deresi
    Lılo’m geçit geçer

    İsmail Ağa diyor:
    “Lılo iki gözüm önüme aksın
    aşiret seni Yidare’nin yerine koymuştu
    Bu fani dünyada kardeşin yeri doldurulamaz
    And olsun, fani dünyanın çarkı ah olsun
    Olacak şey değil
    Komerli gelip Cemşi Ağa’ya rakip olsun

    468 okuma

    17 Ağustos 2007

    ben teşekkür etmem sana

    biçilse gömlek yapardım kendime
    sarılsa teşekkürün, sigara gibi sarar
    dumanını içime çekerdim, yok
    uzasaydı, saçıma, sakalıma karışırdı kurşuni
    evde saklanacak türden olsaydı teşekkürlerin
    her gittiğim yerden erken dönerdim evime
    ekilseydi bir kısmını gül diye dikerdim,
    belki zeytin ağacı, dersim’de ceviz …

    buharlaşsaydı, üstüme yağsın diye
    altında dolaşacağım bulut olurdu
    alır götürür o tepenin üstüne koyar,
    yemin taşım yapardım, taş olsaydı

    uykuyla beraber gelseydi teşekkürlerin
    rüya yapardım kendime hiçbir alet kullanmadan 
    olmuyor…
    bana teşekkür etme bir daha
    çünkü ben sana teşekkür etmezdim
    böylesi durumlarda
    uzatırdım dudaklarımı dudaklarına
    mevsim değişirdi, sen değişirdin
    bir devrim olurdun içimde
    kalbim özgür bir ülke

    bana teşekkür etme,
    çay soğuyor, şeker erimiyor
    yoruluyor çay kaşıkları
    yapma!.. sus sadece
    kimse senden bir şey istemiyor
    yaralı bıraktığın sabah dışında

    ben olsaydım kalbine böyle bina yapmazdım
    sokakları bu kadar dar, hayalini bu kadar geniş bırakıp
    bu kadar kırmızıyı ışık yapıp, koymazdım caddelere
    sinsi bir ağrı olmaktansa göğsünde
    başlayıp süren, uzun bir günün ardında
    sadece seni alırdım gözlerimden içeriye
    ve kapatırdım bütün ışıkları
    sevmen dünyamı aydınlatsın diye.

    yapma!
    etme!
    gel sen beni dinle!
    yol yakınken dön hayata
    yapılacak o kadar şey varken
    inan, ben teşekkür etmem sana

     

    05. yeni-kitapsız-şiirler | admin @ 19:28

    7 Yorum »
    yolu yakın olsun uzakta kalanın.
    hele henüz vakit varken ölüme, dönmeli beklenen.
    birde kalbine inşa etmişse ağrıyı, dönmeli uzak daha çok uzamadan.
    teşekkür etmeyeceğim size..
    yürek ağrısı bir aşk böyle anlatılmalı çünkü.

    Yorum yapan leyla — 27 Haziran 2007 @ 20:21

    bu güzel şiiri yazdığın için teşekkür ederim sana fadıl.
    önder kızılkaya

    Yorum yapan Önder Kızlkaya — 27 Haziran 2007 @ 21:48

    Yapma !
    Etme !
    Bu kadar teşekkürle ne yapılır bilseydim, her gittiğim yerden erken dönerdim …Dönerdim.

    Güzel (di)

    Yorum yapan d_anibal — 28 Haziran 2007 @ 07:54

    o kadar kirmiziyi isik yapip, koyuyorum caddelerime, bunun tek sebebi bu güzel siire mani olan o kadar tesekkür..
    TESEKKÜR’e tesekkür ediyorum..

    yüregine ve diline saglik..

    Yorum yapan karincakizi — 02 Temmuz 2007 @ 18:08

    her zaman ki tarzı ve uslubunuzu hiç bozmamışsınız
    ve yine bende hayranlık uyandırmayı başardınız. şiir çok güzel yüreginize sağlık

    Yorum yapan canan — 15 Temmuz 2007 @ 18:06

    keşke herkes senını gibi teşşekkürleri kabıllenmeseydi ve dilerim herzaman umut olursun teşekkürleri kabullenmeyenlere

    Yorum yapan mahmut ceyhan — 18 Temmuz 2007 @ 14:51

    Bana teşekkür etme.teşekkür edince bişey olmuyor.teşekkür edip gidince sen hiçbişey olmuyor.bana teşekkür etme.DUDAKLARINI uzat bana,Ben teşekkür edeyim sana.(şiirlerin Belezer çiçeğinin tadına benziyor fadıl abe.Beni alıp belezer çiçeklerinin iklimine götürüyor şiirlerin)

    Yorum yapan soner — 17 Ağustos 2007 @ 17:14

    Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

     

    286 okuma