alıp götürmüşler o’nu
Nesimi Aday’a
Alıp götürmüşler O’nu. Ninem de ağlayarak beraber gitmiş. Kortik’te bir meşe ağacına telle bağlamışlar. Ninem ağaca bağlanmasında yardımcı olmuş. Kışın son günleriymiş ve hava açıkmış. Yüzüne herhangi bir karar açıklanmamış, son isteğini de kimse sormamış. O’nunla beraber büyümüştük. Yakaladığım balıklarla oynardı; şehre gittiğimizde bile bizi yolcu ederdi. Kardeşimle kamyon kasasından el sallardık O’na. Bir keresinde kardeşim, bir türlü eskimek bilmeyen gömleğinden kurtulmak için O’na giydirmişti, düğmelerini de bir güzel iliklemişti. Gömlek o gün, orada, O’nun üstünde eskidi, ama özlemi eskimek bilmiyor hâlâ…
O’nu alıp götürmüş, bir meşe ağacına bağlamışlar. Ninem yar¬dımcı olmuş bağlanmasına. Ninem cellat yarısı. Memo çekmiş tabancasını… Eminim öldürüleceğini bilmemiştir O. O’nun gözlerinin içine baktığında insan, utangaç bir çocuk gibi bakışlarını kaçırırdı. Sizin dost mu, düşman mı olduğunuzu gözlerinizden anlardı… O gün ölümün o kadar yakında olduğunu hiç anlamadı. Ninem bir ölüm yanılsaması…
Memo çekmiş tabancasını, patlamış mermi ve kocaman gövdesiyle yere devrilmiş çocukluğumun anısı. Memo anılarımın katili!.. Öylece bırakıp dönmüşler köye. Dedem o gün hep susmuş. Masmavi gözlerinden çok bulutlar geçmiş dedemin. Sigara içseydi, eminim o gün sigarayı sigarayla yakardı. Oturmuş ağaç mer¬divenin başına, elindeki çubukla yere durmadan derin çizgiler çizmiş dedem. Ninem anlattı. Dedem nineme bir şey sormamış, ninem de dedeme bir şey anlatmamış. Ölüme susmuşlar iki ihtiyar… Daha ilkokul dördüncü sınıfa gidiyordum, derslerim de iyi değildi, Elazığ’a alışamamıştım. Toprak bademe, badem ağacı çağla kokusuna hazırlanıyordu. Zamansız ölüm hiçbir mevsime ve hiçbir canlıya yakışmıyordu. Mutfağa geçip, ağladım…
Memo komşumuz, biz daha bıçakla oynarken, o tabancayı ta¬nımış. Memo çekmiş tabancasını… Dağlarda bir mermi sesi yankılanmış, kuşlar ürküp havalanmışlar, geyikler tedirgin, sular irkilmiş, çocuklar hiç bilmemişler… Bir tabanca, bir ölüm, bir infaz, bir tanık ve ben ağladım. O suçluydu, Dilek kızı memesin¬den ısırmakla. Dilek komşumuz Selvi Teyze’nin kızı. Dilek, şimdi nerede ve kiminle evli, o göğsünü kim öpüyor ya da kaç çocuk süt emdi memesinden bilmiyorum. Dilek’ten özür diliyorum, ama onun görünen yarası benim yaramdan daha derin değildir.
Memo, Dilek’in amcası, evin en küçük çocuğu; silah kullanmayı öğrenmiş. Memo belki de o gün bir kahraman… Memo adı katile çıkmayacak çocuk… Çekmiş tabancasını, havayı bir mermi sesi yırtmış, bir boş kovan fırlamış ve barut kokusu yayılmış Kortik’e. Ninem boş bir kovan gibi dönmüş eve.
‘Vuralım’ demişler, dedem karşı çıkmış. Muhtar, ihtiyar heyeti, yaralının yakınları ve dedem toplanmışlar, Muhundu’nun İsnis kö¬yünün bir evinde. Çok sonra toplantı bitmiş ve dedem suskun suskun eve dönmüş. Mavi gözleriyle uzaklara bakarken titrek bir sesle nineme ‘Karar verildi, vurulacak…’ diyebilmiş ancak.
Memo sokmuş tabancasını beline, dönmüş evine. Haber erken yayılmış. Kuşlar konmuşlar tekrar uçtukları dallara, geyikler otla¬maya başlamışlar, kurşun sesini dağlar emmiş, sular irkildikleri yerden tekrar akmaya başlamışlar. Dedem, o gün O’nun için eşikleri öpüp, O’nun için yüzünü güneşe dönüp dua okumuş. Sonra nine¬mi ocak başında ağlar bulmuşlar. Dileği tutsun diye, Oniki İmamlar’a teslim olup sabaha kadar hiç su içmemiş, dedem. Dedemin demesine göre, yeryüzünün en uzun gecesi, o geceymiş.
Sabaha doğru, külde saklanan köze daha çalı çırpı atılmadan, Kurreş dedemi uyandırmak için kapıyı tırnaklamış. Hiçbir yerinde yara izine rastlamamışlar Kurreş (Karabaş)’in. Dedem Pêrisuyu’na ve sulara biraz daha inanmış. Ağlamasını ancak bir ırmak saklayabilir diye o sabah Pêrisuyu’na gittiğini söyleyen de oldu dedemin.
Derler ki, hava ısınınca yaraları azmış Kurreş’in
Zehirlediler derler…
Bir köpek sesi eksildi,
kurtlar o kış bir adım daha köye yaklaştı, derler…
Derler ki, ‘Deden bir daha köpek besleyip büyütmedi
ama lokmasını her sabah kuşlarla bölüştü…’
195 okuma