Zernkut
Bu sefer de, sevgili arkadaşım Nergiz’in, yani Özlem Kahraman’ın, Mikail Aslan’ın yeni albününden hareketle yazdığı güzel yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Özlemin kalbine sağlık .
***
Zernkut ruhun derinliklerinde gerçekleşen bir yolculuktur…
***
Zernkut ruhun derinliklerinde gerçekleşen bir yolculuktur…
Yüreğinizin sesine kulak vermelisiniz. Simyacı bilir ki: "Yürek nerede ise hazine de oradadır." Hatta yürek, simyacının kulağına fısıldar: "Ağlayacağın, gözyaşı dökeceğin yere çok dikkat et; çünkü ben oradayım ve hazinen de oradadır."
Yüreğinizin sesine kulak vermelisiniz. Simyacı bilir ki: "Yürek nerede ise hazine de oradadır." Hatta yürek, simyacının kulağına fısıldar: "Ağlayacağın, gözyaşı dökeceğin yere çok dikkat et; çünkü ben oradayım ve hazinen de oradadır."
insanın kendi hazinelerini bilmesi (marifetullah), (muhabbetullah)ise
sondajın içe açılımıdır.
Yurdundan kalkıp, ta Mısır Piramitleri´nin eteklerine kadar amansız bir yolculuk yaparak, kendine söylenen bir hazineyi arayan Endülüslü çobana Simyacı´nın dediği gibi:
"Yolculuk bir öğrenme yöntemidir.Bilmemiz gerekenleri bize öğretir."
Bazen bir hazineye ulaşmak için nice yolculuklar yapmalı ve kimse size inanmasa da yalnızca kendinize yüreğinize güvenerek yola devam etmeli,engelleri yılmadan aşmalısınız. Ve o yorucu yolun sonunda ulaştığınız şey , gerçek bir hazine olan kendinizi tanımak ve benliğinizi bulmaktır. O yolu giden herkes sonunda kendini bulur . Ve anlar ki,hazine benliği,keşfetmesi gereken de kendisidir.
Simyada ustalığa, mimari ve resimdeki gibi harici zanaatsal düzlemde görülen şekilde değil sadece dahili olarak ulaşılır; çünkü simya çalışmasını oluşturan kurşunu altına dönüştürme işi, zanaatsal ustalığı oldukça aşar. Simyacılara göre tabiatin kendi başına tahmin edilemeyecek kadar uzun bir sürede başarabileceği bir sıçramaya sebep olan bu işlemin mucizeviliği cismani imkanlarla nefsin imkanları arasındaki farka dikkat çeker.
Simya kendi hesabına esas olarak ne teolojik ne de etiktir. Zernkut, nefsin güçlerinin oyununu tamamen kozmolojik bir bakış açısından seyreder ve nefse arıtılması, çözülmesi ve yeniden kristalleştirilmesi gereken bir madde olarak muamele eder.
Simya öğretisinin kendini sırlarla gizlemesinin diğer bir sebebi de onun ancak ve ancak zorunlu aşamalardan geçenler tarafından anlaşılabilmesini sağlamak içindir. Simyacının geçmesi gereken eşik, manevi eşiktir. Simyacılar işlerinin en büyük engelinin açgözlülük olduğunda devamlı olarak ısrar ederler. Aşk yolu için kibir neyse ve bilgi yolu için kendini aldatma neyse, onların sanatı için de bu günah O dur.
Kral Halid ile Morienus arasında geçen konuşmada bu konuya dair şöyle söylenir. "Bu sanatın esası odur ki her kim onu nakletmek isterse öğretiyi bir üstattan almış olmalıdır…Ustanın bunu genellikle talebesinin önünde uygulamış olması da zorunludur… Çünkü kim bu işin sırasını iyi bir şekilde bilir ve kendi başına tecrübe etmiş olursa sadece kitaplarda bu işi aramış kişiyle karşılaştırılamaz…."
Zernkut temel metalden altın üretilmesi anlamının haricinde insanın kendisini olgunlaştırması ve manevi dünyasına inerek derinleşmesi biçiminde ikinci ve önemli bir anlam daha taşır.
Mikail Aslan, hayli zaman önce bir rüya görür.Rüyasında Piri Usé Séydi geçmiş zamanın birinde kendisini misafir eyler ve omzunun üzerinden başını usulca ona doğru çevirip,duaların kabul edildi cigeram der.Dersim´e gitmesi gerektiğini, orada bir yer belirterek define bulacağını anlatır. Mikail, Pirinin gecenin ve ayın sırrına sığınıp sokağa çıkar.Ama zamanin halifesi bekçilerine gece sokağa çıkanlara merhamet etmemeleri gerektiğini söyleyerek,"Gece sokakta kimi görürseniz görün, mutlaka cezalandırın, acımayın!" diye ferman eyler.
Bundan haberi olmayan Mikail, gecenin içinde bir bekçiye yakalanır. Bekçi ; kimsin ,nesin,gecenin karanlığında neden sokaklarda dolaşıyorsun? diye sorgular onu.Mikail, bunun üzerine Piri Usé Séydi´nin kendisine söylediklerini anlatır. Bekçi usulca anlatılanları dinler,sonra da gülmeye başlar: "Sen bir rüyaya kapılıp buralara kadar boşuna gelmişsin,anlaşılan akılsızın birisin.Ben yıllardan beri Pirim Usé Séydi´nin bu sözlerini duyarım rüyamda ,"Dersim´de bir define var,git onu al", der de ben dinlemem.Benim aklım başımda bir rüyanin peşinde koşmam" der. Mikail, yıllardır nedenini bir türlü anlayamadığı üzerindeki büyük ağırlığın kalktığını hisseder ve anlar ki: tarifteki o yer aslında Dersim in ne bir kasabası ne de bir köyüdür.Pirinin define tarifi kendi yüreği ve ruhunun derinliklerinde gizlenen kökleridir…
Aynı yola düşmüş bir çok kafile ile birlikte zorlu yolculuk başlamıştır artık;
”Katarlar ardı sıra takılmış olanları umursamadan gider.Bu yolculuğa karşı koymak işe yaramaz, karşı duruşlar acı bir çığlık gibi kulakları doldursa da, katarı biraz yavaşlatmaktan, biraz hırpalamaktan başka bir şey yapamazlar.O güç içerde olanın aksidir.Mevcudiyettir.O güç, bir evin sokağa bakan camlarını kırma pahasına atılan,kücük bir taş parçasına sarılmış küçük bir kağıttır.Ağırlık Manasındadır .Rüzgar pekala bu ulağın arkasından gidebilir.Perdeleri çekilmiş,kapıları kapatılmış,sürgüleri sağlama alınmış bir sessizliği,ancak kırılan ve düşen ve dağılan kristaller çözebilir.Zaman işaretler bu kesiti. Akla ve kalbe yazar bunu sayıklama diye…
Hiçbir dil kendini konuşmaz oysa… Konuşulan kalbin yitiğidir.Kayıp tacı başa takmak,alkış almak taht sahibi olmak için yeterli değildir,unutulmamalıdır ki,karanlığa giden yol da buradan geçer.Farkında olmanın neresindeyiz bilinmez ama güvercin tedirgini yüreklerde en küçük fısıltıyı isyan tetikler de meltem havasını kasırgaya dönüştürüverir sonra. Yolcu olmanın kutsal tarafıdır acıyı görmek… Varsın sürüklensin o vakit nefsler,suç rüzgara kesilmesin.Hafiflik yolcuda ,tarihte ve yazgı olmuş sözlerde aransın.
Olmazların kapısı beklensin… Beklensin ki; bekleyene hali,iqrarda gösterilmiş olsun.Aynı içecek sunulsun ayrı bardaklarda.
Yolculuk devam eder ve Pir Usé Séydi seslenir yolcusuna sonsuz derinliklerden;
”Karşında kendini bulacaksın ey insan!
bir olmazın içindeyken bir başkasını. kapalı bir kapıyı beklemenin nihayetsizliğini. kırılmışlığında,kırılmışlığını…
Yalancı bir baharı ,büyük bir hatayı bulacaksın. Ve geleceğin bu yerde seni bekleyen büyük sırra nail olacaksın. ve gideceğin yerde bu sırrı aşikar etmeyeceksin. Harabeye çevrilmiş o savaş meydanında,ellerini toprakla yıkayıp,haritayı yeniden yapacaksın.
Git şimdi!
Kutsal yolculuğa doğru hazırlanmış atlar var orada.Her bir nal sevda nöbetleriyledövüldü,ses çıkarmazlar ne kadar koştursanda… Ihtiraza mecalleri yoktur,şikayet etmezler. Çünkü onlar gidilecek yeri değil,sırtlarında taşıdıklarının sırrına ve ağır acı yüküne değer biçerler.”
Seslenir yolcu karanlığa;
”…Kim benden bilirse acılarını uçurum çiçeğimi ona vereceğim
görkemli endişelerimi felaketimi
ışıklı tennuremi ona vereceğim
son pervaneliğimi son yanışımı
geçmişteki saydam bakışımı ona vereceğim
peki benim için yanmasını kimden isteyeceğim…
Sisler ardında güneşim,gölgem acıyla akar ırmakta
uzun suskunluklar çaldı esaretimi kime sitem etsem ona mahkum,kimden geçip gitsem onda kalan kendine aykırı ıssızlık kendi sesine aşina şölen içinden çıkamayınca dışında kalan,içindeyken mekánsız kalan benim diyeceğim tek şey hiçliğim,bana ait olmayan tebessüm aksi ağlamak gerek burada çocukça hesapsız,kuralsız,aynasız ve birazda gitmek sırtında sayıklama oysa olmaz bütün bu ışımalar
orta yerinde hayatın bir oyun
ortada bir oyun
ortaoyun
…Kim silerse gözyaşımı aynamı ona vereceğim
yalnızlığımı,acılarımı,ıssızlığımı
beni kim anlarsa ona gideceğim
kimi anlarsam onunla öleceğim
peki benim için ölmesini kimden isteyeceğim….
Dökün heybenizde ki kirli yüzlerinizi ve bulduğunuz ilk nehirde arınmayı dileyin sözün sahibinden… ”
Mikail, yolculuğuna Zernkut ile devam ederken, bize de sırra doğru yolculuğunu anlatıyor;
Beni yüreğimin özlem duydugu denli uzağa götüren kısraklar yolu hızla geçtiler.Bana yol gösterdiler ve beni Tanrının (yani Güneşin) bilgi insanını tüm kentler üzerinde taşıyan ünlü yoluna götürdüler.Oraya götürüldüm,çünkü beni oraya arabayı çeken bilge kısraklar taşırken,yolu güneşin kızları gösteriyordu.Yuvasında tutuşan dingil gürlüyor iki yanda vınlayan tekerlekler tarafından çevriliyordu.Bu arada Tanrının(yani Güneşin) kızları ışık için Gecenin evinden ayrılmış, elleri ile başlarından peçeleri atarak ona eşlik ediyordu. Gecenin ve gündüzün yukarıda tahtadan ve aşağıda taştan birer eşikle çevrili girişleri oradadır. Büyük kapılar kapalı, kendileri göğün yukarılarındadır, ve bunların değişik anahtarlarını cezalandırıcı Türe tutar elinde.Genç kızlar onu yumuşak sözlerle yatıştırdılar,ustaca onu yollardan engeli kaldırıp kapıları hızla geri itmeye ikna ettiler.Girişler açıldı,yuvalarında karıncalar ve çivilerle tutturulmuş pirinç menteşelerinde döndü kapılar, ve ucu bucağı görülmez bir boşluk göründü kanatlarının arasından.Genç kızlar arabayı ve kısrakları kapılardan dosdoğru yola sürdüler…
Sırların sahibi,sağ elimi ellerine aldı ve bana dönerek şunları söyledi:
"Ölümsüz sürücülerin eşliğinde seni taşıyan kısraklarla evime dek gelen genç adam,hiçbir kötü yazgı bu yolu geçmene izin vermiş olamaz-Hak ve Türeden başka .İnsanların yolundan uzakta yatar bu yol.Öyle ise her şeyi öğrenmelisin hem sırların ve hakikatin yalpalamayan maneviyatını ,hem de ölümlülerin hiçbir güven içermeyen sanılarını."
Ve niyaz eyler yolcu bunun üzerine;
"Geldim işte keder gibi kapına
sen lütufkár bir hünkársın
eğdirme başımı
göster iltifatını
ağırla beni ateşinin külünde"
Ancak kendi inşa etmek zorunda olduğu varlık alanlarında terbiye olmuş, ince kırmızı hatlarını dayatmadan fakat bu tanımlanabilecek sırlara riayet etmeyi erdem bilen ve bu sırların oluşturduğu birliktelikleri çoğaltan,hayat veren,hayat bulan direngen soluklar geçmişle gelecek arasında köprülük vazifesini yaparak kendini tanımak isteyene yol verebileceklerdir.Sükut soluklanmayı başlatır elbette ancak sese kulak kabartma kudreti elinde olanlar sırrın sancısını sırrı aşikar etmeden yeni ve güzel doğumlara dönüştürebileceklerdir…
**
Dipnot:
Zernkut için bir şeyler yazmaya karar verdiğim günden itibaren bir gece ve gündüz hiç uyumadan onun müziğiyle kalemim kağıt üzerinde heyecanla raks etti. Ve sonuç, tam 8 sayfalık albümün oluşum felsefesini,simyanın öyküsünü ve yüreğimin kendi sesini bir araya getiren üstelik bununla da kalmayıp bu bileşenleri masala dönüştürmüş samimi bir yazı olarak elimde bir masal değil mesele gibi duruyordu.Yani benim düşünceme göre iyi bir yazıydı.
Fakat yazıyı okudukça içimi kemiren küçük bir kurt büyüdükçe büyüdü ve nedenini anlayamadığım kocaman bir huzursuzluğa yol açtı. İçimden bir ses avazı çıktığı kadar bağırıyor ve burada eksik bir şeyler var diyordu ama onlarca kez tekrar tekrar okuduğum halde eksik olan neydi bir türlü bulamıyordum.
Nihayet bir gecenin sabaha erişmek için acele ettiği vakitlerde aniden beni günlerdir perişan eden o eksikliği boşluğu yakalayıverdim;nasıl olurda fark etmezdim,simyaydı günlerdir üzerinde kafa yorduğum şey! Öyle ise yazıda buna uygun oluşmalıydı. Ama nasıl ?
Ertesi gün Sabahın erken saatlerinde ilk iş olarak önceki gün yazdığım yazıyı çöpe attım ve simya üzerine yazılan ulaşabildiğim bir çok yazı, Şiir, deneme, öykü, roman vb. ne varsa okuyup değerlendirerek notlar aldım(burada aklım yettiğince demek boynumun borcudur) Ve yukarıda okuduğunuz yazıyı daha önce yazılan, tarihe mitoloji olarak düşülen tüm bu anlatımların hepsini Zernkut üzerine harmanlayarak yeniden oluşturdum. Yani okuduğunuz yazı, kimi şimdiki zamana kimi ise bir asır öncesine ait onlarca ayrı dilin, anlayışın ve hikayenin tek bir yazıda vücut bulmuş halidir. Yani bu yazı Zernkut un kendisidir. Her satırında ve satır arasında emeğim olmasına rağmen bana ait değildir.Bundan sonra bu konuda yazacaklarım ancak benim yazdıklarım olarak imzalanabilirler.
İşte Zernkut´un aslında anlatmaya çalıştığı şey buydu; önce kibrini, ukalalığını, kıskançlığını, açgözlülüğünü yani maddiyatı aşarak maneviyatına ve köklerine inerek bu yolculuğun öğretisini kavramak ve bu kavrayışla kendine ulaşmak. Ben, temel öğretiyi bu yazı üzerinden aslını bozmadan size aktarmaya çalıştım.
Mikail Aslan ise, müziğin ve Zernkut´un felsefesini birleştirerek bir başka boyutta, daha önce çizilen aşılmaz sanılan sınırları zorluyor. İçine atıldığımız kör kuyularda derin ve şiddetli bir sarsıntıyla bizi sarsarak köklerimize maneviyatımıza yani kendimize inen o meşakkatli ve mecburi YOL´a işaret ediyor.
Sevgili Mikail, sana söyleyecek çok şey var hiç şüphesiz, ama ben nenem Geyik gibi ;” Xızır´ın eli hep omzunda olsun cigeram”demekle yetineyim. İyiki varsın…
Anlatım ve yazılarını aldığım yazar ve şairlerden bazıları şunlardır; Ahmet Muhip Dıranas, Emrullah Emin,Yavuz Başak,Mevlana,Newton, Robert Boyle, Sirdar Ali Ikbal Shah,Anders Sandberg,Peter Lorie ve Paulo Coelho.
Sevgiyle
Özlem Kahraman
437 okuma