Hakkında yazılanlar
KÜLDEN HAYATLAR
12 Eylül faşizminin ürünü cezaevleri birçok katliama neden oldu ancak bu cezaevleri, inanılması güç ve belleklerden silinmeyecek direnişlere de sahne oldu. Bu koşullar, anı kitaplarıyla, hikaye, roman ve şiirlerle dışarıyla da buluştu. Bu yapıtlar, yayımlandıkları dönem, daha çok içerikleri nedeniyle büyük ses getirdi. Ama bu dönem adını yazar ya da şair olarak duyuran pek çok tutuklu, cezaevinden çıktıktan sonra çeşitli nedenlerle edebiyat dünyasından sessizce çekildiler.
Enver Gökçe Şiir Ödülü’nü alan “Suyu Uyandırın Sesim Olsun” adlı ilk kitabı yayımlandığında cezaevinde yatıyordu Fadıl Öztürk. Onu diğer pek çok tutukludan farklı kılan ise dışarı çıktıktan sonra da edebiyatın peşini bırakmamış olması. 12 Eylül öncesi verdiği mücadeleyi bir başka düzlemde, kültür sanat alanında sürdürdü.
“Suyu Uyandırın Sesim Olsun” cezaevinin ruhsal durumunu taşıyan, yansıtan bir kitaptı. Ancak özgün imgeler, çağrışımlar Türkçe şiir içinde kendine yer açacak bir şairin habercisi niteliğindeydi. Cezaevi sürecinden sonra yayımlanan “Esmer Bir Acı” da benzer “olumsuzluklar” taşıyordu. Şiirlerin önemli kısmının on yıllık cezaevi sürecinin izlerini taşıyor olması, biraz da kaçınılmaz bir durumdu. Bu zaman diliminin etkisinden kurtulmak, şiiri hayatın başka alanlarıyla buluşturmak için dışarıdaki hayatla sıkı bir bağa ihtiyaç vardı. Ancak Fadıl Öztürk’ün şiirini bir adım daha ileri götürme gayreti de çok belirgindir “Esmer Bir Acı”da. Bir kez hayatın, ülkenin ve insanın değişik sorunları girmeye başlamıştır şiirine. Bir anlamda “Hep Kuzeydi Gözlerin”in bir ön hazırlığı niteliğindedir.
“Hep Kuzeydi Gözlerin”de düşsel değildir vapurlar, sokaklar, dağlar, insanlar, duygular… Hayatın içindendir, yaşanılmış olanın izlerini yoğun taşımaktadır. İmgeler ve çağrışımlar, bir zeka ürünü olarak özgündür ve yaşanılanlardan, gözlemlerden damıtılmıştır.“Hep Kuzeydi Gözlerin” Fadıl Öztürk’ün kendi şiir arayışını ve dilini somutladığı, pekiştirdiği, doruğa ulaştırdığı bir kitap olarak yer aldı şiir serüveninde.
Şiirsel denemeler
Şiir kitapları belli aralıklarla yayımlanırken, Fadıl Öztürk öte yandan Kunduz Düşleri ve Ütopya dergilerinde, 2000′de Yeni Gündem ve Özgür Politika gibi gazetelerde yazdığı denemeleri biriktiriyordu. Sonunda bir kitap oylumuna geldi bu denemeler ve “Ateşe Konuş Küle Ağla” başlığı altında toplanarak çıktı okurun karşısına.
Zed Yayınları tarafından yayımlanan denemelerde, Fadıl Öztürk, ufkunun genişliğini zengin imgelemiyle buluşturuyor; duyarlığının olanaklarıyla “küçük insan”ın büyük hayalleriyle, trajik hikayeleriyle buluşturuyor okurunu. Üstelik sözlüklerden değil hayatın kendisinden edindiği yani gözlemlerinden ve duyumsadıklarından tanıdığı bir hayatın ipuçlarını veriyor. Kitap için şöyle de denebilir: Öztürk, acı çeken, savaşan, öfkelenen, sevinen, aşık olanların hikayelerini bir araya getirmiş “Ateşe Konuş Küle Ağla” kitabında. Çünkü deneme ile hikaye arasında gidip gelen bir tarz denemiş. Türkçe’de çokça denenen bu tarzın, doğrusu her zaman iyi sonuç verdiği söylenemez. Fadıl Öztürk’ün şairliği, bu zor işin üstesinden gelmesinde epey yardımcı olmuş. Çünkü kurgudaki başarısının yanı sıra, denemelerin tümünde şiir dilinin olanaklarını ustaca kullanmış.
“Duygulu” bir yazar olmanın tehlikelerine sıkça dikkat çekilir.
Kimi denemelerinde bu tehlikeye yakın duruyor Fadıl Öztürk. Kimi denemelerinde duyarlı değil de duygulu bir yazar olarak karşımıza çıkmasının nedenini, bütün denemelerinde insanı anlatmasına bağlıyorum. Bir durum karşısındaki insanı anlatıyor Öztürk. Bir Kürdün İstanbul’da yaşadığı dil şaşkınlığını anlattığı “Burda Hesaplar Türkçe Ödenir, Mardinli Musa” ya da Yılmaz Güney için yazdığı “Hep Güney’e Gittim Anne” denemelerinde olduğu gibi. Geçmiş devrimci deneyimlerle hesaplaştığı “Bütün Dünyayı Kurtaracaktık” ya da Amerikan’ın Afganistan’a saldırısını konu aldığı “Yere İnme Diyorlar” denemelerinde ise yine şiirsel ama bu kez “duyarlı” bir dil hakimdir.
Gazete ve dergilerde yayımlanmış, dolayısıyla bir güncellik kaygısı taşısa da “Ateşe Konuş Küle Ağla”daki denemeler, güncelliğin ötesine geçmeyi başarıyor. Bu başarısını da önemli oranda insanı anlatmasına borçlu. Bize benzeyen birinin gülümseyen ya da sıkıntılı yüzünün sık sık satır aralarından fırlaması da bu yüzden…
VECDİ ERBAY
444 okuma