bugün başka bir şeyim (*)
I.
baba olmak istemiyor canım bugün
öğretmen, tahsildar, mazlum, ya da
ellerimde kan çığlık atmasın diyorum
hepinizden başka bir ağrı duyuyorum
içimdeki hüzünle seviç ilk kez beraber sokağa çıktılar bugün. ilk kez sapanı olmayan çocuktan daha savunmasız, çölde boğulan arap gibiyim. su gibi, şiir gibi yerinde durmayan bir şeyim. yağmurlardan kalan kadınlar keser yolumu. yarasına eğilmiş halk gibiyim. geceye saklanmış bir öfkeyim, kentlerin kıyısına tutunmuş semtler gibi. uzaklar beni alıp getirir, camınıza vuran hüzün olurum bugün. yasemin kokusu isyan olur da, çıkar giderim. yağmurları avucunda taşıyan adam oluyorum hiç yere. özür dileyip kapatıyorum telefonu, kendimi yırtarak suya attığım bir şey oluyorum, su bulsam. sesim, açıklarda demirlenmiş bir panama bandırallı şilebe düşüyor ahırkap sahilinde. aşık olmuşum neye yararım ki?.. kendimden başka kimse adam yerine koymaz beni bu durumda. hal ve gidişlerin hep pekiyi olduğu çocuğunuzun karnesi gbiyim, zayıflarım çok… hayata öğrenci olabilirim, ama baba olamam bugün.
bir şey oluyorum cebinize hiç sığmayan
yüzünüzün tam ortasında beni geçerken,
sesinizin ıslandığı yerde ben düşen bir şey oluyorum
II.
bugün
küfürü bıraktım, cebim boş
kimseye dumanlı da değilim
tetiğim içime ağlıyordu dün
içim saçlarımı yolan ah oluyor
yaramaz çocuk oluyorum
her oyunda atılan oluyorum
o anlamıyor, o anlıyor, o anlamıyor
papatya falı oluyorum bugün…
o anlamıyor… aşkınıza zanlı olup, gideceğim
yarın olmayacağım buralarda
gecenin bir saatinde mahallenizden geçmeyeceğim artık. beni bir bankta uyumuş denizci görün yağmurlar durursa. başka yerden geldim, unuttuğunuz duyguların bir kasabasında mum yakardım geceleri. el yazısı şiirler okurdum kadınlara ve mum sönerdi, biz yanardık, gece biterdi. ardımda ölü ve yaralılar bırakarak vurdum kıyınıza. ölümlü bir yerden geliyorum, yağmurlu aşklardan geçerek kapınızı çalıyorum. ben sizden az çok farklı, ama size benzersem ölecek bir şeyim… alacaklarımı unutabilir, parasız da kalabilirim. kızım bursa’da, mehmet hollanda’da, sevgilim sevgilim olduğunu dahi bilmiyor. yani yalnız olabilirim. hatta olcay gibi çorba bile içemeyecek derecede hasta olabilirim. yine de hepinizden başkayım biriyim…
örneğin mübaşir gibi çağırmıyorum herbirinizi…
bir kuşu sevindiren açık pencere gibiyim üşürken
ama ipi kopan tespih gibi her an dağılabilirim de
öyle bir şeyim, akşamüstü değilim ama
o gelse, gelse bugün o
sabaha yakın bir şey olurum hemen orada
ben bilinmez bir yolum onun için daha
kalbinin dışında kimse getirmez onu bana
………………………………………………………………….
(*)mozaik dergisi, haziran 1998 yayınlanmıştı.
Unutmuştum. Olcay Çelik arkadaşımın sayesinde bu sayfada yerini aldı.
Teşekkürler olsun Olcay’a..
549 okuma

sana ulaşmak için daha ne yapmak lazım bilemedim…varsa başka yolu ona da girelim:)sevgiler
Yorum yapan cigdem — 11 Mayıs 2007 @ 15:37
umarım hoşgelmişsindir fadıl abe,umarım hoş dönmüşsündür.özledik….sevgilerle
Yorum yapan soner — 12 Mayıs 2007 @ 00:50
hep göç yollarımın ardında kalan şehir :izmir
aşkın dağıtmadığı şehir…şimdiye kadar
gözyaşının aşk diye aktığı anlarda bu kadar güzel dost olunur mu fadıl?
en büyük şahidi olunur mu aşka?ancak sen olurdun…..
bu dostluk bu kadar güzel bu kadar naif nasıl gösterilir?
sen benim izmirimin en büyük aşk şahidisin….
ve o kadar büyük ki gönlün…hayat biter…
unutulur her şey …
bu unutulmaz…
gönlümün en yaralı yerine nasıl yazdıysam izmir’i ,
en sağlam yerine yazıldı adın…
yaşlarımla ıslanan omuzun en kadim dosttıu artık bana…
sen izmirden adın büyük dostluklara yazılarak döndün….
ömrüm yettiğince unutmayacağım…
yüreğinin büyüklüğünce yaşa e mi?
Yorum yapan cigdem — 13 Mayıs 2007 @ 07:34