hasan ünlü’yle yapılan röportaj
78′liler- tükenmez dergisi için, Haddi Ünlü’nün babası, Hasan Ünlü’yle yapılan röportaj
Bu sefer Ege’den bir aile ile röportaj yapalım diyoruz. İzmir’deyim. Sanki yer yarılmış da içine girmişler, bir türlü bir 12Eylül mağduru Baba veya anne bulunamıyor. Cezaevi arkadaşım Mehmet Erdal’ı arıyorum. Hamdi’yi buluyor bana. O da ‘babama sormam lazım, kabul ederse’ diyor. Konak Meydanı’nda saat kulesinin dibine dikiliyorum ve gelip alıyorlar beni. Hamdi’nin kırtasiye dükkanında babası Hasan Ünlü ile buluşuyoruz. Röportaj yapabileceğimiz sakin bir yer arıyor, Hamdi. Caddenin karşı tarafındaki matbaanın bürosunda oturuyoruz, ama fonda giyotinin hart-hurt sesi eksik olmuyor. Konuşuyoruz.
6-Edebiyat sınıfı boykotu başlar
Hasan Ünlü, oğlunun deyimi ile eski bir TİP’li (Türkiye İşçi Partisi), eski bir TÖS’lü (Türkiye Öğretmenler Sendikası). Görme Öğretmen Okulu, Eğitim Enstitüsü derken Acıpayam’da Orta Okulu’nda Sosyal Bilgiler hocası olarak mesleğe atılıyor. 63’ten 69’a kadar Acıpayam’da görev yapar. 69’da ‘benim en ufak katkım olmadı. Belki de orada olsaydım önlerdim’ dediği Türkiye’nin ilk lise boykotu onun okulunda patlak verir. Okul müdürü okulun bodrumunda bir derslik açmıştır. Derslik rutubetli ve havasızdır. Hasan Hoca, 6 Fenlileri bodrumda ders yapmaları için ikna eder, ama altı ay sonra olay anında orada değildir ve olan olur. Öğrenciler, okul müdürüne bordum yerine üst kattaki sinema salonunda sobasız ders yapmayı kabul ettiremezler 6-Edebiyat sınıfı boykotu başlar.
Sürgüne değmiştir
Okul müdürü, Denizli Maarif Müdürü ve zamanın Adalet Partisi Acıpayam İlçe Teşkilatı Başkanı ‘yılanın başı küçükken ezilmeli’ mantığıyla öğrencilerin kellelerini istemektedirler. Hasan Hoca Okul Disiplin Kurulu Başkanıdır. Bir ifade yazar ve boykotçu örencileri çağırır ‘size disiplin kurulunda soru soracak olan benim, cevap verecek olanlarsa sizlersiniz. Bu ifadeyi ezberleyin ve yarın gelin’ diye öğrencilerini tembih eder. Amacı okulun imkansızlıklarından kaynaklanan bir sorunun çocukların hayatına mal olmamasını önlemektir. Soruşturma iki gün sürer. İhtar ve tektir cezalarıyla olay geçiştirilmeye çalışırlar. Ne yazık ki karara yukarıdakiler itiraz ederek, en azından 5-6 kişinin okuma hakkının ellerinden alınmasını isterler. Olaylar çözüleceğine gittikçe büyür. Hasan Hocaya ‘hocam sen aradan çekil’ telkinleri gelince Hoca’nın tepesi atar ve ‘bu boykotta en ufak bir katkım yok, ama bu saatten sonra, bu boykotu yaptıran benim. Beni çiğneyip geçmediğiniz sürece ne öğretmenlerimi, ne de öğrencilerimi size ezdiririm’ der. Sonuçta kendisi ve altı öğrencisi Manisa’nın Saruhanlı ilçesine sürgün edilirler. Öğrencilerin okuma hakları ellerinden alınmadığı için sürgüne değmiştir.
Hasan Hoca, 51’de mezun olur olmaz yirmi bir yaşında Malazgirt’li bir Kürt kızı ile evlenir. Bu evlilikte iki erkek, ortancası kız olan üç çocuk sahibi olur. Hamdi, Hasan Hoca’nın en küçük çocuğudur, Denizli’de ortaokulu bitirince onu Ankara Turizm Lisesi’ne kaydeder. Yurtta kalan Hamdi’yi MHP’li öğrenciler boğmaya kalkarlar. O dönemde, sağcılar ellerindeki yurtların bodrum katlarında devrimci öğrencilere baskı ve işkence yaparak yurtları ele geçirmeye çalışıyorlardı. Hamdi o tehdit ve baskı koşullarında okulu bitirir ve Denizli’ye döner.
Yine payına düşen sürgün olur
Manisa Saruhanlı’ya sürgün edilen Hasan Hoca, bu sefer kendisi TÖS’ün boykotuna katılır. Yine sivrilip öne çıkmıştır. Amirleri ona ‘sen buradan git, istersen vali yapalım seni’ derler. Bunun üzerine Denizli’ye tayinini iter. Vali olmaz, ama Pamukkale Orta Okulu’nda mesleğine devam eder. Kendi deyimiyle ‘okul müdürü sağcı, Öğretmenler Allahçı’ dır, mücadele devam eder. Bu nedenle bir yıl içinde bakanlıktan sekiz-dokuz sefer teftiş yer. Sonunda bir arkadaşı ona ‘cevaplarını biraz yumuşat da bu işi bitirelim’ der. Hasan Hoca ‘ben yazmam sen yazarsan ben imza atarım’ der ve öyle yaparlar, ama yine payına düşen sürgün olur.
Artık yirmi dört saat takip baskı ve tecrit kaçınılmazdır
Hasan Hoca, Denizli’den başka bir ortaokula, oradan da Cumhuriyet Orta Okulu’na sürülür. Okulun Lise bölümü yine onun zamanında açılır. Acıpayam’da olan boykottan dolayı hakkında dava açılmıştır. Dava Saruhanlı ve Denizli derken onu takip eder. Bu yüzden yargıçlarla samimi olmuştur. Tanıdığı bir hukuk hakimi ona takılarak ‘sen dürüst biri olsaydın arkanda polis dolaşmazdı’ diye takılır. O da ‘onlar benim özel korumalarım, sizin de var mı’ diye takılır. Polisler onu iki saat gözden kaybettiklerinde evinin kapısın çalıp sorarlarmış. Hasan Hoca TİP’lidir, TÖS’lüdür, boykotçudur. Bunlar yetmezmiş gibi oğlu Hamdi Liseyi bitirmiş, Ankara’dan Denizli’ye dönmüş, Devrimci Yol’u örgütleyenlerden biri olmuştur. Devlete göre Hasan Hoca hem ‘suçlu’ hem de ‘suçlu babası’dır artık. Oğlu Hamdi’nin adı Denizli’de bir olaya karışır. Hamdi aranmaya başlanınca İzmir’e geçer. Artık yirmi dört saat takip, baskı ve tecrit kaçınılmazdır.
Biz şimdi ödediğimiz vergilerle onu paşa paşa besliyoruz
12 Eylül sürecini soruyorum “biz konuşurken Nazımı’ın şiirinde dediği gibi ‘o duvarlarınız bize vız gelir vız’ derdik. Tabi sonra hiç de vız gelmedi, tırıs gitmedi. Yapacak bir şey yoktu, devlet zoruyla 12 Eylül’ü bize kabul ettirdiler. Dünyada ağzıyla sıçan ve götüyle konuşan tek adamdır Evren’dir, o da dünyada bize nasip olmuştur. Menderes’ten, Bayar’dan daha fazla zararı dokunmuştur bu ülkeye. Kasketi taktı kafasına, çizmeyi giydi ayağına, bastonu aldı eline Atatürk gitti, Evren geldi o’nun yerine. İmam Hatip Okullarını başımıza bela eden yine 12 Eylülcüler değil mi? Gücüm olsa bir dakika bile bekletmeden sürer atardım cuntacıları. Elin Yunanı cuntacısını yargıladı ve attı içeriye. Biz karamızı hep içimize attık. Yunanın milli geliri 16500 dolar çıvarındayken, bizimkisi 2500 dolar. Bu noktada ‘gavur’ olmak güzel. Çocuklarımız için ‘idam etmeyelim de besleyeli mi’ dedi, ama biz şimdi ödediğimiz vergilerle onu paşa paşa besliyoruz” diyerek cevaplıyor beni.
Çanakkale Ölülere ağıt yakılan kenttir zaten
Hasan Hoca, Oğlu Hamdi’nin yakalandığını duyar ve gazetelerde de resmini görür ve Denizli’den bir tanıdığının taksisine atlar, ver elini İzmir. Narlıdere’den Alsancak’a kadar İzmir’i altını üstüne getirir, sonunda Narlıdere’de olduğunu öğrenir, ama görüşemez. Ancak iki ay sonra Şirinyer Askeri Cezaevi’ne getirildiğinde oğlunu görebilir. Yargılama cuntadan beklediği gibi olur, Hamdi idamla yargılanır. Yakalamak, iki ay boyunca işkence etmek, içeriye atmak, tek tip elbise uygulamasına gitmek, görüş ve mektup cezaları vermek cuntaya yetmemektedir. Tutukluların ille de yaptıklarından ‘pişman’ da olmaları gerekmektedir. Hasan Hoca’ya oğlunu ikna etmesi için telkinde bulunurlar. Aldırmaz, güler geçer bunların hepsiyle. Sonuçta Hasan Hocanın oğlu müebbet cezaya çarpılır. Cezası Yargıtay’ca da onaylanır ve Çanakkale E-Tipi Cezaevi’ne sevk edilir. Çanakkale Ölülere ağıt yakılan kenttir zaten.
Hayat karşısındaki duruşunu asla bırakmaz.
“Ne içindi bilmiyorum. Cezaevinde bir ayaklanma olmuştu ve çocuklar hakkında Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. Yargılama sürerken mahkeme öğlen arası verdi. Hakimden rica ettik ve o bir buçuk saati beraber geçirmemize izin verdiler. Mahkeme salonu bayram yerine döndü. Hamdi oradan Gaziantep E-Tipi cezaevine sürüldüğünde bu sefer de oraya yolculuklar başladı. Normal görüşe gittiğimiz bir gün bize ‘bugün açık görüş yaptıracağız’ dediler. Aldılar bizi içeriye, yere kimler, yataklar atmışlar. O günü çocuklarımızla sarmaş dolaş geçirdik. Akşamında da bazı tutuklu yakınlarıyla bir gazinoya gittik ve içtik. Müzisyenden ‘kadere bak’ şarkısı istedik, ama adamlar çalmıyor. Yürüdük sahneye ve şarkıyı söylettik. Velhasıl bu günlerimi hiç unutmuyorum” diyen Hasan Hoca, oğlunun şartlı tahliye ile salındığında yaşadığı sevinç buruktur. buruktur. Yasadan sadece bir kesim (Türk Solu) faydalanmıştır, diğer kesim (Kürt Solu) hala içeridedir. Bu burukluğu halen devam etmektedir Hasan Hoca’nın.
Duruşunu asla bırakmaz
Hamdi, cezaevinden çıktıktan sonra babasına ‘sigarayı bırakalım mı’ der ve Hasan Hoca o günden sonra sigarayı bırakır, ama 77’de emekli olmuş biri olsa da hayat karşısındaki duruşunu asla bırakmaz.
1072 okuma

