fadıl öztürk

“insan yüzü ki, en eski alfabedir”

ana sayfa
  • bu site
  • galeri
  • hakkımda
  • iletişim
  • kitapları
  • 21 Mart 2007

    Pinki sokak kedisi oldu

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    ***

    O hangi nedendir ki, hayatı alıp,
    yerine ölümü vermeyi haklı kılar?
    Kör, sağır ve dilsiz olup
    bu ölümleri hiç anlamayacağım!..  

    ***

    Cezaevinden çıkmakla birden aile reisi olmuştum. İstanbul gibi yerde çocuk okutacak, ev kirası, elektrik, su parası ödeyecektim. Kuyruğu hep dik tutan biri olarak kimseye el-avuç da açamazdım. Biraz  da olsa resim yapma yeteneğine sahip olduğum için tabelacılık yapmaya karar vermiştim. Ama tabelacılığın t’sinden bile haberim yoktu. Bir ışıklı reklamı çalmaya niyetlenip sökerek öğrenmeye varan meşakkatli bir süreçlerden sonra işi öğrendim.
    Elif, Veli, Ahmet, Mustafa, Erdal, Toyla, Pinki, Cemal, Ali Haydar ve diğerleri bu süreçten sonra kavga ve sevinçlerimin içine girip çıktılar.
     
    Sözünde durmadı
    Elif, cezaevi arkadaşım Velin’in, çıkınca evlendiği eşiydi. Veli, çıkınca camcılık işini yapmaya başlamıştı. Şablonla yazı yazmak için bir kompresör almıştık. Çalıştığında öyle bir gürültü yapıyordu ki, biz eski solcuları bile kokutuyordu.  Baktık olmuyor, Elif’i koyduk kompresörün başına  ‘ona kadar say ve kapat’ dedik. Elif, epey bir zaman bunu kendine iş yaptı. Zamanla işi öğrenmiş ve kompresörün söküp takmadığımız yeri kalmamıştı.
    Elif, kompresöre örtmek için dantel yapacaktı, sözünde durmadı.
      
     
    Şarkılar söylerdik Ahmet’le
    Erdal Baykara, her sözcüğün arkasına bir ‘var ya’ ekleyerek konuşan bir hemşerimdi. İyi adamdı Erdal ama, içinde rakıyla beslenen bir canavar vardı. Rakı içince Erdal gider, yerine canavar gelirdi. Sonrası her ömre zarar. Erdal bir gün bana gelip Fadıl var ya. Bir kaynım var ya. Sana baksın aynısını çizer var ya. Gelip yanında çalışsın mı’ dedi. Ahmet’le böyle tanıştım. Gitar çalan, güzel sanatlara girmeye çalışan, resim yapan ama, tabelacılıktan anlamayan biriydi Ahmet. Erdal’ın rakıyla beslenen canavarı yüzünde Ahmet evimizde kalmaya başladı. Zamanla da aileden biri olup gitti Ahmet. Güzel sanatların alet yapım bölümüne girdi ve bir yıl boyunca bir kemençeyle dolaştı. Bazen ikimiz dükkanı kapatır, biraları açar, şarkılar söylerdik Ahmet’le.
     
    Üç kişiden beş kişiye çıkmıştık
    Bir arkadaşım bana Ukraynalı biri var, iyi resim yapıyor. Yollayayım bir görüş’ dedi. Tolya’yla  da o gün tanıştım. Benden yaşlı, sessiz bir adamdı. Memleketinde pedagogluk yapıyormuş. Benim gibi o da tabelacılığı öğrenir diye, onu da aldım işe ama, onun da kalacak evi yoktu. Tolya’yı da aldık evimize. Sonuçta, yatılı öğretmen okulu, şantiyeler, örgüt evleri ve otuz-kırk kişilik cezaevi koğuşları derken kalabalık yaşamaya alışmıştım. Alışık olmayan kızım ve annesi de gidişata ayak uydurdular. Evde ben, kızım, kızımın annesi, Ahmet ve Toyla derken evde üç kişiden beş kişiye çıkmıştık.
     
    Derdi kendisini yaksın
    Mustafa siyasetten arkadaşımdı. O kartal’da bir şeyler yapmaya çalışıyordu, ben Avcılar’da. Beraber iş yapmak için ortak olduk. Mustafa da Kartal’dan Avcılar’a gelip gitmeye başladı. Elin Rus’u evimizde kalır da, Mustafa kalmaz mı? Sürekli olmasa da evde altı kişi olmuştuk. Mustafa, bir dönem Pekinci olan, son yıllar Moskova’da özel teşebbüsçü olarak hayatını sürdüren Haydar kadar girişimci değildi. Ama, başarısız iş girişimleri onun çalışma şevkini asla kıramadı. Mustafa’nın hakkını yememek lazım. Haydar mı? Ben, denemediği iş kalmadı diyeyim, siz de anlayın. Neyse ki, uzun bir zamandır Rusya’daki işini sürdürüyor. Enerjisi daim olsun! Onu tanıyanlar ne derlerse desinler, Haydar, hiç bir zaman yan gelip yatan solculardan biri olmadı. Bir gün bekârlık canına tak edince, ikinci evliliğini de yaptı. İkinci sefer koca, ikinci sefer baba da oldu Haydar. Derdi kendisini yaksın.
     
    Ölüm insanın içinde saklıydı
    Erdal, Mustafa’nın küçük kardeşiydi. Her kes yaz geldiğinde sahillere tatile giderken, Erdal üç ay yazını, dağda gerilla olan, abisi Hasan’ın yanında geçirirdi.  Her son bahar hiç bir şey olmamış gibi dağdan iner, gelir hayatımıza karışırdı. Bir süre sonra, Hasan’ı İstanbul’da yakaladılar. Erdal, bu sefer cezaevini yol yaptı kendisine. Hasan’ın örgütü bir ayrışma süreci yaşıyordu. Bir  zamanlar, bir birleri için ölüme gidenler, bir birini öldürmek için nedenler yaratıp Hasan’ı cezaevinde öldürdüler. Bu ne dünyada ilk, ne de Türkiye’de sondu. O hangi nedendir ki, hayatı alıp, yerine ölümü vermeyi haklı kılar? Kör, sağır ve dilsiz olup bu ölümleri hiç anlamayacağım!.. İnsan kendinden çıkıp gidemediği zaman ne yaparsa, Erdal da öyle yaptı. Aldı başını çıkıp gitti bu ülkeden. Ölüm insanın içinde saklıydı
     
    Bizimkisi, çaresizlerin buluşmasıydı.
    Ukrayna’ya  izne giden Tolya, üç kadın ve üç valizle geri dönmüştü.
    Tekstilci yeğenimin ‘dikiş makinesi kullanan varsa getir’ gazına gelmişti.  Yanmıştık. Kızımın annesi, o dönem HADEP Avcılar İlçe Başkan’ıydı. Kayıplar, ‘faili meçhuller’  zamanıydı. İlçe binaları tam karşımızda olan MHP’lilerle sürtüşüp duruyorduk. Bunlar yetmiyormuş gibi, Tolya’nın sayesinde adımız ‘nataşa çalıştırıyor’a  da çıkacaktı. Bir arkadaşımızın temizlik firmasında üç kadına bir aylık bir iş ayarlamış, bir ay sonra üç kadını gerisin geri Ukrayna’ya yollamıştım. Evde kalanların sayısı düşse de, çıksa da huzursuzluk bakiydi bizm evde. Bizimkisi, çaresizlerin buluşmasıydı.
     
    Cemal beni dinlemişti
    Cemal,  yine adı Cemal olan bir akrabası tarafından bana önerilmişti. Askerden yeni dönmüş, eski bir tabelacıydı. Evli ve bir kız çocuğu olan, çamurdan heykeller yapan, resimler çizen, benden de keskin, kendine zarar bir solcuydu Cemal. Bir gün beni Firuz Köy’de yapılan şenliklerine çağırmıştı. Sahneledikleri oyunda, Cemal’in oyunculuğuna hayran kalmış, ertesi gün, gidip oyunculuk yapmasını önermiştim. Cemal beni dinlemişti.
     
    Şenol yeni bir hayat kazanmıştı
    Şenol, HADEP’le birlikte hayatımıza girmişti. Eşi Pülümürlü bir PKK gerillasıydı. Elazığ merkezinde bir çatışmada eşi öldürülünce, elinde bir kaç fotoğraf ve anılarıyla baş başa kalmıştı. Depremde bir binanın bodrum katında, 24 saat göçük altında kaldıktan sonra, çıkarılan Şenol, yeni bir hayat kazanmıştı.
     
    Balık baştan, insan ayaktan kokarmış
    Akşam evde ne kavga çıkarsa çıksın,  kimse üstüne alınmazdı. Birinin ayakları hep kokardı. Başkasının ayak kokusu yüzünden az fırça yememişimdir. Şimdi sorduğumda kimse üstlenmiyor, birbirlerinin üstüne atıyorlar. Bir akşam evde ayak kokusunun eksikliğini hissettiğimde sorduğumda ’sus abi! vernelle yıkadım’ cevabını almıştım birinden(!) Kumaş değildik ama, vernel akşam kavgalarımızı biraz olsun yumuşatmıştı. Balık baştan, insan ayaktan kokarmış.
     
     
    Önce Tolya gitmek, sonra Pinki, sonra Fadıl
    Biz bütün bunları yaşarken, kızım da büyüyordu ayak altında. Ona, cezaevinde muhabbet kuşu büyütüp yollamıştım. Tavşan almıştım vs. Hayvanlara ilgisi kısa sürdüğü için, onlara bakmak hep bana kalıyordu. Bütün bunlara rağmen bir kedim olsun’ diye tutturmuştu kızım. O tarihlerde Talat Türkoğlu faili meçhul’ bir biçimde ortadan kaybedilmişti. Eşi Asena, Talat’ı bulmak için her yolu deniyordu. Biz de ona destek olmaya çalışıyorduk. Asena, kızımın kedi tutkusunu bildiği için, adı Pinki olan kedilerini kızımıza hediye etmişti. Pinki’ye bakmak bir süre sonra benim üstümde kalmıştı. Artık, ciğerci kapanmadan işi bırakmak, eve gidip ciğerleri haşlayarak Pinki’ye vermek ve Pinki’nin pislediği yerleri temizlemek zorundaydım. Pinki, simsiyah renkte, asabi ve boyun bükmeyen bir kediydi. Bu nedenle, kedilere saygı duyuyor, köpekleri seviyorum. Az çekmedim Pinki’den. Kızımın annesiyle geçinemez duruma gelmiş, ayrılıp ayrılıp bir araya geliyorduk. Tolya’ya durumu anlatıp atölyede kalmasını önerdiğimde, Tolya’nın zoruna gitmiş olmalı ki, bana ‘önce Tolya gitmek, sonra Pinki, sonra Fadıl’ demişti. Sıralamayı tutturmasa da  Tolya’nın dediği olmuştu.
     
    Şimdi:
    Elif ve Veli kız çocuğu büyütüyorlar. Ahmet, Almanya’da bildiğimiz sanatçı Ahmet Aslan oldu. Erdal, Roj TV’de Zazaca programlar yapan bir televizyoncu oldu.  Tolya Ukrayna’ya, oradan da çalışmak için Kore’ye gitti. Mustafa, bir çok iş denemelerinden sonra tabelacılığa döndü. Ali Haydar, hâlâ Moskova’da çalışıyor ama, Pekin’e de gidebilir. Şenol, şimdi  depremde kazandığı hayatını evlendiği yeni eşi ile yaşıyor. Cemal, dört yıl tiyatro okuyup oyunlar yazan, sahneleyen iyi bir oyuncu; Kızım ve annesi, İsviçre’de mülteci; Pinki sokak kedisi oldu. 

    971 okuma