fadıl öztürk

“insan yüzü ki, en eski alfabedir”

ana sayfa
  • bu site
  • galeri
  • hakkımda
  • iletişim
  • kitapları
  • 10 Mart 2007

    künye

    HEP KUZEYDİ GÖZLERİN
    FADIL ÖZTÜRK

    PİYA ŞİİR KİTAPLIĞI :60
     

            .
    1. BASKI:2000
           *
     KUNDUZ LOGO:AHMET SALMAN
                       *
    KAPAK RESİMİ :W. GATEVOOD
    KAPAK DÜZENLEME: ADAY GRAFİK (0.212) 612 05 24
                  *
    KAPAK BASKI :HOBBY (0.212) 501 23 81
                  *
    DİZGİ / DÜZELTİ : COROVAN ÜÇLEMESİ
    NESİMİ ADAY,FADIL ÖZTÜRK,CELAL ÇİNEM
               *
    İÇ BASKI/CİLT; ENGİN MATBAACILIK (0.212) 612 05 53
                          *
    PİYA KİTAPLIĞI &FADIL ÖZTÜRK
      ISBN:975-7026-58-1


    PİYA KİTAPLIĞI

    istiklal cad.olivya han geçidi, olivya han kat.5
    galasaray-ist. tlf/faks:(0.212) 292 68 10-292 68 85
    web.www.piya.org.e.mail. piya@piya.org

     

                       

    İÇİNDEKİLER

     l. bölüm.
    kar yağıyordu ve ellerin
    gittiğinde
    sen bir bardak su iste
    aşk adına ne kaldıysa
    aşklar susarak geçerdi
    gül gitsin
    dağbaşıdır saçlarımın rengi
    temmuz kadar ankara 
       
        

    II.bölüm
    hep kuzeydi gözlerin
    ama sustu babam
    aramızda bıçaklar konuşur
    kırmızıyım sana

    III.bölüm
    matmazel bu akşam ölebilir.miyim
    yağmur gelsin
    cehenemime çok geldim
     

    289 okuma

    kar yağıyordu ve…

     

    geceydi, kar yağıyordu geldiğimde.
    uzadı zaman, bir masala düştük
    saatin asılı olduğu duvarın tam karşısında
    tam karşısında hayatın ikimiz kaldık.
    kim akrepti, kim yelkovan hiç bilmedik.
    kar yağıyordu ve üşüyordu ellerin
    *

    geceydi, ışıklar susmuştu geldiğimde
    uzadı zaman, gurbete düştük
    gözlerin kırlangıçtı, yüzün yağmur sonrası
    orman yandı, karınca durdu, kelebek öldü
    ikimiz gökyüzünde bulut gibi kaldık.
    kim yağmurdu, kim topraktı hiç bilmedik.
    kar yağıyordu ve üşüyordu ellerin
    *

    geceydi, çay demledin geldiğimde
    uzadı zaman, aşka sabah gibi düştük
    buluta başını koyup uyumuştu çocuklar
    cıgaramı cıgaranla yaktım, yüreğimi ellerinle
    yanan kimdi, sönen kimdi hiç anlamadık
    kar yağıyordu ve ellerin üşüyordu
    *

    geceydi, ölüm gibi karanlıktı geldiğimde
    uzadı zaman, bir ömre alınyazısı gibi düştük
    dokundum ve uyandım, ellerim sıcaklığını aldı
    ayrı dallarda aynı kuşlardık, parmakların serçe
    birbirimize konduk mu, uçtuk mu hiç anlamadık
    kar yağıyordu ve ellerin üşüyordu

     

    370 okuma

    gittiğinde

     

    gittiğinde…
    kırık dallara oturdum,
    kaldırım taşlarında üşüdüm
    lambası sönük evlere girdim
    mum bile küsmüştü, kibrit bile
    kırılmış cam gibi kaldım rüzgârda

     *

    gittiğinde…

    gece çöktü omzuma
    oturduğun koltuk, yatağın
    çay bardağın ve sigara izmaritlerin
    gittiğinde ben kaldım küllüğün üstünde

    *

    gittiğinde
    yağmur çiseledi
    yaralandım tane tane
    hava kapandı, kapılar bile
    gittiğinde akşam düştü üstüme

    *

    gittiğinde
    yüzümün aynası kırıldı orta yerinden
    sabah olmadı, gözlerim kayboldu yıllar içinde
    gittiğinde adresimi de götürdün evimin zil sesini de

    350 okuma

    matmazel b.a. ölebilir miyim

     

    bir ağaç gölgesini istemeden
    kimse beni eşkiya saymadan
    dağlara büyümesin diye çocuklar
    kentler artık yağmurun gözleri olsun diye
    matmazel,bu akşam uykunuza düşebilir miyim
    *
    bir ağacı kuşlara verip,
    yaslanıp duvara sigara sarar gibi
    küfretmeden ve arkadaşlarım gibi haberlere düşmeden
    güneşin yeryüzünden çekilip ateşler içinde gitmesi gibi
    matmezel,bu akşam yüzünde dalga gibi kırılabilir miyim
    *
    sürgündüm ve cebimde ıslık,
    cebimde yaralı su sesleriyle gelmiştim
    saatimi yolculuklara kurup elvada demeden
    sizde de sürügün düşmemek için matmazel,
    en son gurbet ölümse dünyanın öbür yüzüne gidebilir miyim
    *
    yaprakları bile kımıldatmadan
    orada,hemen orada elinize bir not tutuşturup
    bir devrimci gibi beş dakikadan fazla beklemeden
    ama üşümeyesiniz diye yazdan sonra,kıştan evvel,
    matmazel herkes sevişirken,bu gece yoksunuz diye
    ışık gibi sönebilir miyim
    *

    sizi sevmek bir intihar saldırısıdır
    beyrut’u telaviv’den özlemek gibi
    oda dolusu kurumuş gül gül ve rüzgar bırakarak
    gözlerinizde mülteci olmamak için
    yurduma gider gibi matmazel,
    bu akşam sabra şatilla’da ölebilir miyim…
    *
    camdan süzülen yağmur tanesi gibi hafif
    ama taş kadar ağır düşmeden hayatınıza
    cama yüzünü yaslamış çocukların nasılsa hüznü
    öyle rüzgarımı saklayarak geçiyorsam hayatınızdan
    anneme sormadan,babamın ayakkabılarıyla sokağa çıkar gibi
    matmazel,yağmur gülüşünüze düşmeden bu akşam ölebilir miyim….

    510 okuma

    09 Mart 2007

    sen bir bardak su iste

    Durduğun yer eskiseydi
    Mektupların kapımda eksik kalırdı
    Gerillalar elleriyle seviştikçe kadınlar ölür
    Anzaklar karaya vyrmuş su yosunu olurdu
    Durduğunyer eskiseydi devletler kaldırıma oturup
    Sigara sarar, sınırlarda devriyeler kurur
    Ben il yarası olurdum,kaçak bir dilde itiraz…
    Sesin senden önce gelirdi
    Sen bir bardak su iste

    Durduğun yer eskiseydi
    Yüzüm kurumuş nehir yatağı olurdu
    Kibritine yaslanan halkların bir kaşık suda
    Düş kurmalarının ırmakları çoğalttığını bilmezdim
    Durduğun yer eskiseydi
    Bir ülkeyi dağları, ovaları
    ve akarsularıyla tarif eder gibi
    hep gece yürümezdim
    ay basardı
    ve yüzüm yoksulların mezalığına dönerdi
    yeryüzünden silinip giden
    sesin senden önce gelirdi
    sen bir bardak su iste

    329 okuma

    Sonraki Sayfa »