fadıl öztürk

“insan yüzü ki, en eski alfabedir”

ana sayfa
  • bu site
  • galeri
  • hakkımda
  • iletişim
  • kitapları
  • 04 Ağustos 2010

    hiç kimse

     

    ben dahili
    hiç kimse biçilmemiş hint kuması değildir
    metreyle değil, bedenle ölçilürüz
    giyilmedikçe vitrin süsü
    giyildikçe eskiriz
    solar rengimiz
    üzülür, kırışırız
    kırleniriz hayat içinde
    diz-dirsek izlerimiz çıktıkça

    ben dahil hiç kime
    aşkın kumaşını biçemez
    sevilen bulutlar arasından
    göz kırpmadıkça

    1924 okuma

    23 Aralık 2009

    gitmekle kalmadın

    Bir tarafım gözünü tavana dikti aylarca,
    diğer tarafım iğneden geçen iplik oldu yatakta.
    Dilim bile yok, kederime yaslanmışım…
    Bıraktığın gibi durmuyor o şarkı,
    O şarkı arkamdan gelen annemin gözleri gibi,
    Şarkı toplanınca ben, ben toplanınca şarkı dağılıyor.
    Gitmekle kalmadın, benimle bir şarkının arasını açtın…

    Yüzümün bir tarafıı geldiğim yerlerde sabah,
    diğer tarafı gidişinle güneşin battığı akşamüstü.
    Gölgem bile yok, bıçağıma yaslanmışım…
    Bıraktığın gibi durmuyor bu şehir.
    Bu şehir vurulmuş bir arkadaş gibi,
    beni şehri sarınca sabah, şehir beni sarınca akşam olmuyor.
    Gitmekle kalmadın, benimle bu şehrin arasını açtın…

    Kirpiklerimin bir tarafı bir kaldırımda,
    diğer tarafı karşı kaldırımda akasya ağaçları.
    Rüzgar bile yok, bulutlara yaslanmışım…
    Bıraktığın gibi durmuyor bu dünya,
    Bahar geçiyor, yaz geçiyor, ama sen geçmiyorsun.
    Yumsam gözlerimi rüya, açsam serap oluyor bütün dünya.
    Gitmekle kalmadın, benimle dünyanın arasını açtın.

    Yüzümün bir tarafı bir kıtada Latin
    diğer tarafı karşı kıtada uykusuz Asyalı
    Işık bile yok, ateşe yaslanmışım
    Vurulmakla alıp götürmedin,
    İnsanla beraber doğup büyür ölüm.
    Benim uykum ölüm, senin ölümün uykum olmuyor
    Vurulmakla kalmadın, benimle hayatın arasını açtın.

    10278 okuma

    11 Aralık 2009

    benim yaptığım iş değil

    ağaçların gölge verdiği yerde
    gölgelerin de ağaç vereceğini sanarak
    su kıyılarına söğüt ağaçları dikiyorum
    benim yaptığım düş değil

    nasıl insanları uyandırmaktan
    suçlu sayılıp tutuklanmıyorsa güneş
    ve nasıl sevgilinin yokluğunda
    önü kesilip bıçaklanmıyorsa geceler
    öyle duruyorum

    zaten iç çekmiş bir yüzüm var
    güneş batmasa bile göze batıyorum
    düştüğü yerde filizlenmiyor sesim

    bulutların yağmuru getirdiği yerde
    yağmurun da bulutları getireceğini sanarak
    gözlerim dolu dolu dolaşıyorum
    benim yaptığım iş değil

    1022 okuma

    27 Eylül 2009

    iki ayaklı bir sandalyeyim

    belki her gün biraz daha yaşlanıyorum
    dışarıdan bakıldığında
    ama içimde seni seven yanımla
    her gün biraz daha gençleşleşiyorum
    benden başka kimse değil bunun farkında

    sandalyede oturan adam değil
    sandalyenin ta kendisiyim
    say ki, doğamdan koparılmışım
    yapraklarım varmış dallarımda
    gürgenmişim, kayınmışım
    inadımla bir meşe ağacıymışım
    körkütük seni seviyormuşum
    kesilmişim gidişinle
    devrilmiş, başımı yere koymuşum
    özleminle kabalığımdan yontulmuşum
    damarlarımdaki su terk etsin diye
    fırınlarda kurutulmuşum
    gözyaşlarım alınmış, terim, kokum
    benden silindin saymılşar…

    bebeğim, belki göz yaşı silinir
    camdaki buğu gibi bir el hareketiyle
    ama bir irmak, bir dağ tufan olmadıkça
    silinemezler yeryüzünden…

    sandalyede oturan adam değilim ben
    dört ayaklı bir sandalyenin ta kendisiyim
    iki ayağı sende, ikisi bende olan…

    belki baharımdan çıkmış biri olarak
    her gün biraz daha yazlanıyorum
    ama seni seven ışıklı ve sıcak yanımla
    yokluğunda iki ayaklı bir sandalye olduğumu
    hayatıma oturanlar bilmiyorlar

    2168 okuma

    22 Ağustos 2009

    herkes içinde

    elbet bir giysi giyilebilir ayna karşısında
    ama ten bedenden çıkarılamaz
    dünyadan dağlar çıkarılınca
    elde kaç gün ve kaç gece kalır
    kaç göğüs ucu irkilir uykusunda
    sabah olmadan kim ışığı giydirebilir
    yanında upuzun yatana sevmek olmasa

    dokunduğumuzda
    birbirimizin hayat kumaşına
    damarlarımızda kan uğuldar
    kırardı kadranını buharlı makineler
    okulu ekerek bir yamaca çam diker gibi
    kılcal damarlarımızda koşardı
    allı aklı yuvarlar

    bütün gemiler denize indirilmiş
    yer yatak, gök yorgan,
    ay ışık işçisi olurdu ikimizin aramızda
    birimiz doğunca diğerinin üstüne
    diğerimiz batırırdı kendini onun denizine
    el dokuması ipek kumaşlar gibi
    avuçlarlarımızda kayıp giden dil doğardı
    ikimizin  arasında
    ama,
    kalkıp giyindiğinde, dünyayı giyiniyordu sanki
    sanki kapıdan değil, benden de çıkıp gidiyordu

    herkesin içinde herkes olurdu
    bir benim yanımdayken herkes olmazdı.

    838 okuma

    Sonraki Sayfa »