ben dahili
hiç kimse biçilmemiş hint kuması değildir
metreyle değil, bedenle ölçilürüz
giyilmedikçe vitrin süsü
giyildikçe eskiriz
solar rengimiz
üzülür, kırışırız
kırleniriz hayat içinde
diz-dirsek izlerimiz çıktıkça
ben dahil hiç kime
aşkın kumaşını biçemez
sevilen bulutlar arasından
göz kırpmadıkça
Bir tarafım gözünü tavana dikti aylarca,
diğer tarafım iğneden geçen iplik oldu yatakta.
Dilim bile yok, kederime yaslanmışım…
Bıraktığın gibi durmuyor o şarkı,
O şarkı arkamdan gelen annemin gözleri gibi,
Şarkı toplanınca ben, ben toplanınca şarkı dağılıyor.
Gitmekle kalmadın, benimle bir şarkının arasını açtın…
Yüzümün bir tarafıı geldiğim yerlerde sabah,
diğer tarafı gidişinle güneşin battığı akşamüstü.
Gölgem bile yok, bıçağıma yaslanmışım…
Bıraktığın gibi durmuyor bu şehir.
Bu şehir vurulmuş bir arkadaş gibi,
beni şehri sarınca sabah, şehir beni sarınca akşam olmuyor.
Gitmekle kalmadın, benimle bu şehrin arasını açtın…
Kirpiklerimin bir tarafı bir kaldırımda,
diğer tarafı karşı kaldırımda akasya ağaçları.
Rüzgar bile yok, bulutlara yaslanmışım…
Bıraktığın gibi durmuyor bu dünya,
Bahar geçiyor, yaz geçiyor, ama sen geçmiyorsun.
Yumsam gözlerimi rüya, açsam serap oluyor bütün dünya.
Gitmekle kalmadın, benimle dünyanın arasını açtın.
Yüzümün bir tarafı bir kıtada Latin
diğer tarafı karşı kıtada uykusuz Asyalı
Işık bile yok, ateşe yaslanmışım
Vurulmakla alıp götürmedin,
İnsanla beraber doğup büyür ölüm.
Benim uykum ölüm, senin ölümün uykum olmuyor
Vurulmakla kalmadın, benimle hayatın arasını açtın.
belki her gün biraz daha yaşlanıyorum
dışarıdan bakıldığında
ama içimde seni seven yanımla
her gün biraz daha gençleşleşiyorum
benden başka kimse değil bunun farkında
sandalyede oturan adam değil
sandalyenin ta kendisiyim
say ki, doğamdan koparılmışım
yapraklarım varmış dallarımda
gürgenmişim, kayınmışım
inadımla bir meşe ağacıymışım
körkütük seni seviyormuşum
kesilmişim gidişinle
devrilmiş, başımı yere koymuşum
özleminle kabalığımdan yontulmuşum
damarlarımdaki su terk etsin diye
fırınlarda kurutulmuşum
gözyaşlarım alınmış, terim, kokum
benden silindin saymılşar…
bebeğim, belki göz yaşı silinir
camdaki buğu gibi bir el hareketiyle
ama bir irmak, bir dağ tufan olmadıkça
silinemezler yeryüzünden…
sandalyede oturan adam değilim ben
dört ayaklı bir sandalyenin ta kendisiyim
iki ayağı sende, ikisi bende olan…
belki baharımdan çıkmış biri olarak
her gün biraz daha yazlanıyorum
ama seni seven ışıklı ve sıcak yanımla
yokluğunda iki ayaklı bir sandalye olduğumu
hayatıma oturanlar bilmiyorlar
elbet bir giysi giyilebilir ayna karşısında
ama ten bedenden çıkarılamaz
dünyadan dağlar çıkarılınca
elde kaç gün ve kaç gece kalır
kaç göğüs ucu irkilir uykusunda
sabah olmadan kim ışığı giydirebilir
yanında upuzun yatana sevmek olmasa
dokunduğumuzda
birbirimizin hayat kumaşına
damarlarımızda kan uğuldar
kırardı kadranını buharlı makineler
okulu ekerek bir yamaca çam diker gibi
kılcal damarlarımızda koşardı
allı aklı yuvarlar
bütün gemiler denize indirilmiş
yer yatak, gök yorgan,
ay ışık işçisi olurdu ikimizin aramızda
birimiz doğunca diğerinin üstüne
diğerimiz batırırdı kendini onun denizine
el dokuması ipek kumaşlar gibi
avuçlarlarımızda kayıp giden dil doğardı
ikimizin arasında
ama,
kalkıp giyindiğinde, dünyayı giyiniyordu sanki
sanki kapıdan değil, benden de çıkıp gidiyordu
herkesin içinde herkes olurdu
bir benim yanımdayken herkes olmazdı.